Paylaş

100. yılında Ermeni soykırımın sessiz çığlığı: KESİK

Fatih Akın'ın daha gösterime girmeden çokça tartışılan filmi "The Cut/Kesik" Türkiye'de gösterime girdi. Film, demirci Nazaret ve ailesinin günlük yaşamı ile açılıyor. Ancak o günlük yaşamın üzerinde 1. Dünya Savaşı'nın gölgesi vardır. Bir de, Ermenilere yönelik olarak dolaşan söylentiler. O söylentiler bir gece gerçek olur. Demirci Nazaret'ın kapısı gece yarısı, "Ermeniler, açın kapıyı" denilerek çalınır. Asker, "18 yaşın üstündekiler askere alındı. Çabuk hazırlanın" der. Böylece, soykırım yolculuğu da başlar. Bu yolculuğun her anı yok etme amaçlıdır. Aylarca bir yol inşaatında çalıştırılırlar. Her türlü şiddete maruz kalırlar. Bu zulme dayanamayanlar ölür. Bu sırada başka sürgünlere de tanıklık ederler. Bu sürgün tanıklığında en etkili sahnelerden biri, bir kafilenin arkasında kalan iki çocuklu Ermenin bir kadının, eşkıyaların tecavüzüne uğramasıdır. Bu olay, Osmanlı askerinin gözlerinin önünde yaşanır. Ermeni halkına karşı yok etme konseptine, Osmanlı devletinin resmi silahlı güçlerinin yanı sıra her türlü suç örgütlenmesinin de katıldığının göstergesidir bu. Hatta, yıllar sonra tıpkı Gökçeada'nın boşaltılması için Rum halkına yapıldığı gibi, cezaevlerinden tutuklular çıkartılıp, Ermenilerin üzerine salındı. Fatih Akın, soykırımın bu ayrıntısına da yer veriyor filmde. Devlet bir bütün olarak resmi ya da gayri resmi silahlı gücü ile soykırımda yer alırken, hayatta kalan Ermeniler ancak onlara yardım eden halklar sayesinde hayatta kalıyor. Nazaret de, cezaevinden Ermenileri öldürmek şartıyla serbest bırakılan bir Kürt sayesinde hayatta kalır. Bir çetenin üyesi olan Kürt, önce Nazaret'i öldürmek istemez. Ancak boğazını kesmeye zorlanır. Keser de! Ölmediğini fark eder ve gece yanına gelerek, ona yardım eder. Demirci Nazaret hayatta kalır ancak artık dilsizdir. Nazaret daha sonra Kürt asker kaçaklarının oluşturduğu bir çetenin, ardından da Halep'te bir Arap ailesinin desteği ile hayatta kalıyor. Kesik, bir soykırımla yüzleşme çağrısı olduğu kadar bir arayış da aynı zamanda. Tüm ailesinin öldürüldüğünü bilen Nazaret, Halep'te ikiz kızlarının hayatta olduğunu öğrenir. Bu kez filmin ikinci sahnesi başlar. Artık bir arayışa dönüşür film. Halep'ten sonra Lübnan, Küba ve ABD'ye uzanan uzun bir arayıştır bu. Nazaret'i hayatta tutan da ikizlerine ulaşma umududur artık. Fatih Akın, soykırımı tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriyor. Hiçbir gizleme, saklama çabasına girmiyor. Bu haliyle filmin birçok sahnesi izleyiciyi rahatsız ediyor. Sinema salonundan çıktıktan sonra da o görüntüler hafızanızda kalmaya devam ediyor. Bu haliyle film, sadece devlete değil herkese de bir yüzleşme çağrısı oluyor.

Filmin başrol oyunları arasında hiç Türkiyeli sanatçı yok. Var olan bir iki oyuncu da Avrupa doğumlu ya da Avrupa'da yaşıyor. Fatih Akın, filmin çekim aşamasında birçok oyuncuya teklif ettiğini ancak kabul edilmediğini söylemişti. Demirci Nazaret'i Cezayirli oyuncu Tahar Rahim oynuyor. Eşi Rakel rolündeki Hindi Zahra da, Cezayirli bir müzisyen.Türkiyeli oyuncuların bir filmde bile rol almak istememeleri yüzleşme için daha zamana ihtiyaç olduğunu gösteriyor.

Filme, "Sanat değil, misyon filmi olmuş" diyenler çok. Fatih Akın, "Bu filmle özür dilemek mi istiyorsunuz?" sorusuna, "Bir film, özür dileyemez. Ama yaşananlara dair, benim ait olduğum toplumun bir sorumluluk hissetmesi gerekiyor. Bir suçluluk duygusu değil bu… Sorumluluk. Ben bu sorumluluğu hissettim. Emir Kusturika’nın bir lafı var: Filmin hataları olabilir, ama sonunda utanmayacağım bir film yapmak istedim" yanıtını veriyor. Utanılmayacak bir filmden öte, takdir edilecek ve izlenecek bir film yapmış Fatih Akın.

Yorum Yaz

sixteen − fourteen =