Paylaş

KUŞLAR UÇMAYA DEVAM EDİYOR

Bu tiyatro sezonu Semaver kumpanya imzası ile klasik bir oyun sergileniyor. Oyun modern bir uyarlama aslında. Uyarlama oyunlar içinde adından oldukça uzun zaman söz ettirecek bir yapım.

KuslarAristofanes’in en bilinen ve dünya klasiklerinin en önemli eserlerinden biri olan “Kuşlar”. Yazıldığından bu yana 2500 yıl geçti. Hem geçmişe hem günümüze ışık tutuyor. Atina’da yaşayan iki arkadaşın savaşlardan, adaletsizliklerden ve yönetimin keyfi tutumlarından bezerek kendilerine bir yurt arayışlarıyla başlar. Ancak bu ütopyanın peşine düşen iki arkadaş hayalini kurdukları yeni düzende, kendi kurdukları tuzağa düşmekten kurtulamazlar.

Kumpanya’nın bu yeni yorumu komedyanın özünde bulunan taşlama, doğaçlama, satirik tavır, müzik ve dans gibi unsurları kullanımı, bize ait geleneksel komedi türlerine ait karşılıklarıyla yeniden ele alıyor.

Kadro   :

Yazan: Aristofanes

Uyarlayan: Yavuz Pekman

Yöneten: Volkan M. Sarıöz

Yönetmen Yardımcısı: Nazlı Ustaoğlu

Dramaturji: Yavuz Pekman, Bilgesu Kasapoğlu

Müzik: Okan Kaya

Şan Eğitmeni: Atilla Gündoğdu

Koreografi: Ebru Cansız

Işık Tasarım: Serhan Demirhan

Işık Uygulama: Serhan Demirkan

Dekor Tasarımı: Volkan M. Sarıöz

Dekor Uygulama: Zeki İlyas Kızılışık, Çakçak Ekibi

Kostüm Tasarımı: Deniz Çağrı Bilgili

Kostüm Uygulama: Deniz Çağrı Bilgili, Ilgaz Kasapoğlu, Derya Önlü, Oxana Cozlova, Duygu Can, Buğra Erkenci, Selen Tokay, Can Apa,Yiğit Alp Turap

Ses Kondüviti: Nazlı Ustaoğlu

Asistan: Anıl Yıldız

Kukla: Karina Cheres, Deniz Çağrı Bilgili, Sibel Altan

Oyun fotoğrafları: Banu Kaplancalı, Emre Mollaoğlu Afiş Tasarımı: Ezgi Platin

Oyuncular: Cansu Saka, Ezgi Ulusoy, Gözde Şencan, Güliz Gündüz, Hakan Atalay, İbrahim Barulay, Merve Dizdar, Mustafa Kırantepe, Onur Yalçınkaya, Rojhat Özsoy, Saniye Samra, Sarp Aydınoğlu, Serkan Keskin, Sezin Bozacı, Sibel Altan, Uğur Senkeri

Kuslar-Semaver-Kumpanya

İNSAN YİNE İNSAN

Kuşlar üstadımız Aristofanes’in bundan yaklaşık iki bin beş yüz sene evvel yazdığı bir oyun. Dile kolay; iki bin beş yüz sene. Neler neler değişti o günden bugüne; düşünsen aklın almaz, yazsan sayfalar bitmez, öğrensen ömür yetmez. Milattan önce dört yüzlü yıllar; sorsan birkaç tarihi kalıntı, üç beş çanak çömlek, biraz felsefe, az buçuk sanat… Biraz akıl, yarım demokrasi, bolca şarap… Oysa bugün öyle mi ya? Gelişen teknoloji, uzay çağı, bilgi toplumu… İleri demokrasi, ölümsüzlüğe giden tıp, küresel mutluluk… Ne kadar çağdaş, ultra modern bir dünya? İyi güzel de peki nasıl oluyor da hep aynı kalıyor üstadın iki bin beş yüz sene evvel yazdığı hikaye? Neden yıllardır bütün dünyada aynı biçim okunuyor, aynı şekil oynanıyor, aynı şeye gülünüyor, aynı merakla izleniyor? Yoksa hiç mi değişmedi hayat? Hep aynı mı kaldık yoksa? İnsan yine mi aynı insan? Oyun yine mi aynı oyun? Düzen yine mi aynı düzen? Yok canım olur mu öyle şey?

                                                                                                     YAVUZ PEKMAN

DÜZEN DÜZEN DEDİĞİN

Biz insanlar kendimize bir takım ibretlik kişiler ve olaylar yaratırız. Bizim kurallarımız ve doğrularımız içinde olmayanı önce dışlarız sonra onun yalnızlığından, dışlanmış hayatının “korkunçluğundan” ibret alır, ona acır, acıyarak rahatlar ve kendi yaşamımızın doğruluğuyla mutlu olur, fotoğraflara gülümseriz. Böylece kendi inançlarımıza daha sağlam bağlanırız. Düzenimizi düzensizlikle garantileriz. Düzen dışında kalandan, uyuşamayandan, dışlanmış olandan besleniriz. Böylece yaşadığımız her an için şükrederiz.  Öyleyse düzen dediğimiz şey nedir? Biraz şiddet, biraz acı, biraz kaos… Peki biz düzenin neresindeyiz? Gerçekten içinde miyiz? Dışında olduğumuzu söyleyecek var mı? İçinde olmasak neyi anlatıp, neyden dertlenecektik? E bu da bizim paradoksumuz.  İşte bir düzen hikâyesi… Kuşların düzenle imtihanı… Ama bu satirlerin ağzından “Kuşlar” hikâyesi…  Çünkü eğer satirler anlatmasaydı hikâyemiz eksik kalırdı.

Satirler mi? Tüm dışarda kalanlar, uyuşamayanlar, gerçeği oyunla delenler, oyunu gerçek kılanlar, soytarılar, deliler, yarım kalanlar, düzensizler, ötekiler, berikiler ama en önemlisi ibretlikler…  Peki biz Satir miyiz? Kuş muyuz? Belki de biz her gün kuşları oynayan satirleriz…

    BİLGESU KASAPOĞLU

2500 yıl önce üstad Aristofanes tarafından yazılan oyun sergilendiği her dönemde ilgi çekmiş. 2500 yıl öncesinden bu yana neler değişmedi ki insanlık açısından. Ama hala gündemimizi meşgul ediyor ve yine yıllarca da edecek anlaşılan.

İyi seyirler.

                                                                                                      titus

İkinci oyun önerimiz yine Semaver Kumpanya’dan: Titus Andronicus…

Kadro:

William Shakespeare’in Titus Andronicus’undan ‘’Beş Perdelik Manzum Maganda Faciası’’ olarak uyarlayan:  Sinan Fişek

Yöneten:  Işıl Kasapoğlu

Müzik:  Alper Maral

Dekor ve Işık Tasarım:  Cem Yılmazer

Kostüm Tasarım:  Tomris Kuzu

Yönetmen Asistanları:  Tansu Biçer, Gülin Kılıçay

Oyuncular:

Saturninus:  Asil Büyüközçelik

Bassanyus:  Mustafa Kırantepe

Titus Andronicus:  Serkan Keskin

Marcus Andronicus:  Nadir Sarıbacak

Lucius:  Sabahattin Yakut

Quintus:  Serkan Tınmaz

Martius:  Hakan Atalay

Mutius:  Uğur Senkeri

Genç Lucius:  Merve Dizdar

Publius:  Hakan Atalay

Emilius:  Mustafa Kırantepe

Alarbus:  Mehmet Şeker

Demetrius:  Fatih Dönmez

Kiron:  Volkan Sarıöz

Aron:  Sarp Aydınoğlu

Tamara:  Sezin Bozacı

Lavinia:  Şebnem Hassanisoughi

Köylü:  Mustafa Kırantepe

Bir dadı:  Merve Dağlı

titus-andronicus-semaver-

Şiddet, dünya var olduğundan beri bir şekilde kendini var etmiş, gücünü insandan ve nedensizlikten alan bir kavram. Sebebini anlamadan büyüyen ve sonu gelmeyen… Shakespeare’in bundan beş yüzyıl önce yazdığı bu oyun metni, Roma Hükümdarlığı üzerinden tüm devletlerin kendi çıkarları için neler yapabildiklerinin; bir yandan gerçekçi, bir yandan da sürreel bir göstergesi. Roma Uygarlığı, dünya tarihinin en şiddetli ve vahşi dönemlerinden biridir. Shakespeare, buradan yola çıkarak, imparatorluk ve intikam için başlayan şiddetin bulaşıcı olduğundan bahsediyor. Oyunun başından sonuna kadar onlarca karakter ölüyor ve bu sanki yemek yemek kadar doğal bir eylemmiş gibi gerçekleştiriliyor. Kana kan, intikam!

Şiddet bulaşıcıdır. İster bireysel,  ister örgütlü şiddet. Şiddet dünya var oldukça kendini varetti yeryüzünde. Ama geçerli hiçbir gerekçesi yok…

İyi seyirler..

Yorum Yaz

twenty + four =