Paylaş

AŞKLARIN, KAVGALARIN, BARUT KOKAN DİZELERİN ŞAİRİ: HASAN HÜSEYİN

“ben hep onlar için söyledim şiirlerimi

onlar için yazdım bütün yazdıklarımı

ne çektimse bunca yıl, onlar uğruna.”[1]

 

“Düşman değil benim halkım/ Barışa kardeşliğe/ Kahpeliğe kalleşliğe puştluğa düşman/ En başta da sömürüye/ Açlığa düşman,” diye haykıran Hasan Hüseyin Korkmazgil için bir zavallı, “Hasan Hüseyin, orta gelişmişlikteki kişilere seslenebiliyor. Hasan Hüseyin orta gelişmişliktekilerin ortak yarasıdır; hocasıdır. Dokununca kızıyorlar, doğal,”[2] diye zırvalar!

Hayır, bu ve benzeri zırvalara dair bir şeyler deyip, onları muhatap almak yerine; zavallıların zırvalarını kale almadan, Ondan, yoldaşımız, ustamız Hasan Hüseyin Korkmazgil’den söz edeceğim; saygı, minnet ve hayranlıkla…

* * * * *

O; büyük aşkların, kavgaların ve barut kokan şiirlerin şairidir.

Kolay mı? ‘Kavel’in (1964), ‘Temmuz Bildirisi’nin (1965), ‘Kızılırmak’ın (1966), ‘Kızıl Kuğu’nun (1971), ‘Ağlasun Ayşafağı’nın (1972), ‘Oğlak’ın (1972), ‘Acıyı Bal Eyledik’in (1973), ‘Kelepçemin Karasında Bir Ak Güvercin’in (1974), ‘Koçero Vatan Şairi’nin (1976), ‘Haziran’da Ölmek Zor’un (1977), ‘Acılara Tutunmak’ın (1981), ‘Filizkiran Fırtınası’nın (1981), ‘Işıklarla Oynamayın’ın (1982), ‘Kandan Kına Yakılmaz’ın (1985), ‘Tohumlar Tuz İçinde’nin (1988) yaratıcısıdır O…

Hasan Hüseyin Korkmazgil deyince; -onca dizesi arasından- aklıma ilk gelen, “Çocukları seviyorlar da yarını sevmiyorlar/ Kömürü seviyorlar da sökeni sevmiyorlar/ Fabrikayı seviyorlar da grevi sevmiyorlar/ portakalı elmayı muzu viskiyi ipekliyi seviyorlar da işçiyi sevmiyorlar/ Bu gemiyi bu denizde baban mı kaydırıyor?/ Bu treni bu dağlardan anan mı aşırtıyor?/ Kim ekiyor bu pamuğu kim büküp kim dokuyor?/ Buğdayı kim tütünü kim patatesi kim?// Düşündükçe domur domur çoğalıyorum/ Cephanelik oluyorum bunları düşündükçe/ Ben bunlara insan diyemiyorum!” oluyor…

Bu dizeler hayatın karşısında, Onu, duruşunu betimlerken; hepimize, “Her suçlu bir burjuva her burjuva bir suçludur,” diye haykıran komünist ozan B. Brecht’i de anımsatır ister istemez…

* * * * *

“Hor baktık mı karıncaya/ kırdık mı kanadını serçenin/ vurduk mu karacanın yavrusunu/ ya nasıl kıyarız insana?” mütevazılığıyla yaşayan O; “gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç,” diyecek kadar tutkulu bir âşıktır, Azime Korkmazgil’in aşkıdır.

“Kısa çöp uzun çöpten hakkını alacak elbette” bilinciyle, “kör olasın demiyorum, kör olma da gör beni,” ısrarıyla “acılara tutunup”, “acıyı bal eyleyen” vazgeçmeyen mücadelenin sıra neferi; “akarsuya bırakılan mektup”un yazarıdır…

Evvelinde TKP’li, sonrasında TİP’lidir; sol cenahın yüreklerinde yer edinmiştir…

‘Kızılırmak’ın ruhu, Anadolu’nun hakiki sesi; ömür boyu mücadelenin öyküsünün özetidir yaşamıdır…

Saçları uçuşan halkçı sosyalist şair; içtenlik, bitmez bilgeliktir…

Ve baştan ayağa aşk, isyan, mücadele ve umuttur…

“Gel benim darmadağın direncim/ gücüm/ emeğim/ çilem gel/ gel benim büyük acım/ gel ve bitir şu işi!/ kalaylardan mı gelirsin bolivya’lardan/ rio’nun favelalarından mı/ ispanya’dan mı viyetnam’dan mı/ zonguldak kömürlerinden mi gelirsin/ çukurova’lardan mı/ yellerle mi gelirsin ateşlerle mi/ uçarak mı koşarak mı yırtınarak mı/ gel işte gel gayrı/ gel/ gel/ gel de bitir şu işi,” dizeleriyle umutludur; memleketten, hayattan, topraktan, dünyadan…

* * * * *

1927’de Sivas’ın Gürün ilçesinde doğdu

Yedi kardeşi vardı; tek okuyabilen o oldu. İlkokulu babasının hademelik yaptığı mektepte okudu. Ortaokula gidemedi; Ziraat Bankası şubesinde getir götür işlerinde çalışmaya başladı. 20 Kasım 1979’da faşistlerce katledilen Dr. Necdet Bulut’un babası bankanın müdürüydü. Hasan Hüseyin’le yakından ilgilendi. Parasız yatılı okul sınavlarına girmesine sebep oldu.

Sınavın yapıldığı Sivas’a gitmek için, komşularından ödünç alınan ayakkabıyla 60 km yolu yürüyerek gitti. Kazandı. Niğde ortaokulu ve sonra Adana Erkek Lisesi’nde okudu.

Okulda dünya edebiyat klasikleriyle tanıştı. Şiir yazmaya başladı.

Gazi Eğitim Enstitüsü’nü bitirip Türkçe öğretmeni oldu.

Kahramanmaraş-Gökşin’e öğretmen olarak atandı.

Nâzım Hikmet şiirlerini okuduğu için ihbar edildi. Adı, 1951’deki TKP davası dosyasındaydı. Üç yıla mahkûm oldu. Bütün kamu hakları elinden alındı. Elbistan ve Nevşehir cezaevlerinde yattı.

Cezaevinden çıktıktan sonra ekmek parası kazanmak için İstanbul’a gitti. Bu kez askere alındı; üniversite mezunu olmasına rağmen er olarak 27 ay askerlik yaptı.

Askerlik sonrası baba ocağına döndü. Kahvelerde karakalem portre ressamlığı yaparak, tabela boyayarak ve okuryazar olmayan ailelerin askerlik mektuplarını yazarak geçimini sağladı. 

Şiirden hiç kopmadı. İlk şiiri 1959’da ‘Dost Dergisi’nde çıktı. Ayrıca yazdığı iki oyun radyoda piyes oldu.

1960 sonrası Ankara’ya yerleşti. ‘Akis Dergisi’nde düzeltmen/redaktör olarak çalıştı. Basın-İş Sendikası’nın genel sekreterliğini yaptı.

Doğan Avcıoğlu’nun çıkardığı ‘Yön’ ve TİP’in yayın organı ‘Sosyal Adalet Dergisi’nde makaleler yazdı.

İlk yapıtı ‘Kavel’ 1963 yılında çıktı. Yeditepe Şiir Ödülü’nü kazandı. Sadece şiir değil, mizah öyküleri de yazıyordu. 1966 yılında ‘Kızılırmak’ kitabından dolayı yargılandı. Beraat etti.

1969 seçimlerinde Çorum’dan TİP milletvekili adayı oldu. Kazanamadı. Partide Mehmet Ali Aybar’a yakındı.

1973 yılında çıkardığı ‘Acıyı Bal Eyledik’ şiir kitabıyla daha da ünlendi.

1983 yılında evinde çalışırken beyin kanaması geçirdi. 6 ay hastanede, 6 ay evde (376 gün) yoğun bakımda kaldı. 

Azime Korkmazgil bir gün bile aşkının başından ayrılmadı. 

“İyi ki bilincindeyim çağımın/ iyi ki yaşıyorum bütün boyutlarıyla/ iyi ki sövebiliyorum ağızdolusu/ ne güzel/ ne güzel,” diyen O 26 Şubat 1984’te hayata gözlerini yumdu.

“silahımsın/ başım havalarda gezerim/ en yıkık günlerimde bile// gayri bize ölüm yok/ kavgayı/ şiiri/ ve seni çok seviyorum,” dizelerinde seslendiği Azime Korkmazgil’e âşıktı.

7 Ağustos 1963 tarihli mektubundaki içtenlikle: “Seni sevdim, seviyorum. Seni anlayarak seviyorum. Bunu bugün söylüyorum sanma. Ben sevmem böylesi laflar etmeyi. Hele, hiç sevmem mektup yazmayı. Seni seviyorum diyorum, anlıyorsun değil mi? Bu benim için zor bir itiraf…

Sen biraz yarınımsın benim. Biraz değil yarınımsın Azime. Sana Azimem diyorum anlasana! Seni anlayarak seviyorum Azime. Düşün ki yüzünü görmedim daha. Kimseden de sormadım seni. Seni kendi sözlerinle tanıyorum, bir de yolladığın resimden…

Geç mi kaldık? Yoo… Bu da bizim gerçeğimiz.”

Ve O;   “bir oğlum olacak adı temmuz/ uykusuz/ korkusuz/ beter mi beter/ ben beynimi satarak yaşıyorum/ o benden proleter/ bir oğlum olacak adı temmuz/ karataşın göbeğinde aşk/ karataşın göbeğinde barış/ karataş çatladı çatlayacak/ bende bitmeyen kavga/ onda yeniden başlayacak,” dizelerinde dile getirdiği Temmuz’un babasıydı…

* * * * *

Emekçilerin, saçlarını rüzgârlarda savuranların, acıyı bal eyleyenlerin, barış ve özgürlük tutkusunu içinde yeşertenlerin, devrim ve bağımsızlık özlemi çekenlerin gür sesli, geniş soluklu şairidir O…

Toplumcu şiirin en gür sesli şiirlerindendi…

Gür bıyıkları, dalgalı saçlarıyla O bir rüzgârdı…

Ustaydı, hocaydı, ağabeydi…

Eşitsizliklere, acılara ve yoksulluklara itiraz edendi…

Onun dizelerinde Anadolu’nun köylüsünü, işçi ve emekçileri görmek mümkündür…

Asım Bezirci’nin ifadesiyle, “Hasan Hüseyin gerektikçe değişik kültür verilerinden -masallardan, türkülerden, ağıtlardan, deyişlerden… – ve edebiyat ürünlerinden -halk şiirinden, divan şiirinden, Nâzım Hikmet şiirinden, hatta ikinci yeni şiirden…- yararlanır. Bunlar da yetmezse, kendi mizahçı zekâsını kullanır. Özellikle toplumsal karşıtlıklar deşilirken mizah ve yergi yararlı olur… Şairin derin duyarlığı, gür sesi, geniş soluğu, renkli hayali, işlek Türkçesi ile diyalektik bir görüş ve insancıl bir bakışa yaslanan hayat ve edebiyat sevgisi, barış ve özgürlük tutkusu, devrim ve bağımsızlık özlemi birbiriyle kaynaşarak etkili bir bileşim meydana getirirler.”[3]

Özetin özeti: Sosyalistlerin, toplumsal gerçekçi şiirin özgün ismi Hasan Hüseyin, gül dalının isyankâr inceliğiydi…

Çünkü Onun şiirlerinde bir memleket havası gizlidir, buram buram yurt türküleri, devrim ateşi, düzene başkaldırı, yoz burjuvaya düşmanlık ve işçi savaşımı vardır.

* * * * *

Diyeceklerimi tamamlıyorum: Halkın öfkesini, hıncını, acılarını dillendirirdi dizeleri…

Anlaşılmak için yazdı. Şiirlerinde sınıfsal bağımlılık vardı; taraflıydı. Nitelikli ve uzun soluklu ürünler vermiştir.

Coşkulu üslubuyla yaşadığı sevincin, acının heyecanın, özlemin, isyanın hakkını verirdi.

İsyan kokar mısralarıyla sanatın ne olduğunu bilen; ezilenlerin ve haklının kimler olduğu konusunda net tavrı olandı! Ki şiirleri de bunun ispatıydı…

Bir söyleşisinde eşi Azime Korkmazgil’le belirttiği üzere: “O, bir bütündür; ozanın hangi yapıtını açarsak açalım, hepsi net, kalın ve keskin çizgilerde kararlı bir devrimcinin, bir savaşımcının, bir dil ve anlatım ustasının; insancı, barışçı, dost duyarlıkta, derin duygulu bir yürekten çın çın yükselmekte olan namuslu sesleniş ve uyarılarını yansıtır.

Bu seslenişte, asla bezginlik yoktur, bunalmışlık yoktur; herhangi bir inancın yitirilişi ve davaya boşvermişlik yoktur. Umut, bir noktada öfkeye yenilirse, öte yandan çıkar günışığına. Ozan kendini, yaşamın orta yerinde bir görev yüklenmiş olarak bulmuştur; bundan caymak, buna sırt çevirmek, ölümle yenilgiyle yokoluşla eşanlamlıdır. O buna, ürettiği hiçbir yapıtta geçit vermez. Gözünün değdiği her alanda eleştirmen, düzeltmen ve eğiticidir. Şu yandan bakınca karanlık gördüğünü evirir çevirir, ışıklara yöneltir ve okuruna öyle sunar. Hem halk çocuğudur, hem de halkçıdır. Günün 24 saati ona yetmez; bir çığır, bir ipucu bir yolak bulmuştur, atlar zıplar gerilir atılır engeli aşar, gözünü diktiği ışığa kavuşturur bilinci. Yenik düşse, kan ter içinde kalsa, kolu kanadı kırılsa da vazgeçmez: onun için vargı bellidir, silkelenir, işini sürdürür. Felsefesi bu; mutluluk yorulmamakta, üretmekte, güzel bir şey yapmakta, yaptığını savunmaktadır. İnsancıdır; hem birey önemlidir onun şiirinde, hem toplum; ikisinde de gerçekçi, fakat kıyasıya eleştiricidir. Israr, en büyük özelliği; ozan ve yazar, halkın gözü ve kulağı olmalı, umut ve dayanıklılık aşılamalıdır. Züppelikten, çıtkırıldımlıktan ve gevezelikten tiksinir; onun gözünde aydın, aydın olmanın ciddiyetini ve sorumluluğunu taşımalıdır; değerleri, estetik beğençten süzmelidir, seçtiğine sahip çıkmalıdır. Kötümserlik, karamsarlık aşılamaya hakkı yoktur aydının!”

Hasılı içten, etkileyici dizelerin şairidir. Dünyanın en naif dizelerinin sahibidir O.

Bir Anadolu kilimi kadar bu topraklara aittir; şatafatsız ve çok büyük şairdir. Sonuna kadar politiktir, sosyalisttir…[4]

Şiirinde yergi ve izah öğelerini başarıyla kullanarak etkili bir şiir dili oluşturdu. Sömürü isyan, emperyalizm, emekçi halkın yaşantısı, tabiat, aşk, kapitalizm, işbirlikçilik, grev, barış, özgürlük gibi temaları coşkulu, bilinçli ve keskin bir dille şiirine taşıdı.

“İşlediği konu” ve “ele aldığı konuyu işleyiş şekli”yle Onun şiirinde dil kullanımı farklı bir bakış açısı sunarken; halk kültürü unsurlarının kullanımı ve şairin bu alandaki yetkinliği muhteşemdir.

Şiirleri, türkülere de nağme olan başkaldıran dizeleriyle O, “imkânsız”lığa meydan okurdu ve okumakta da her dem…

* * * * *

“Yaşamla, yaşadıklarımızla yüzleşmektir şiir,”[5] saptamasının bir özeti olan Hasan Hüseyin Korkmazgil, hepimizi, “derim ki sana:/ nehirler boyu git/ nerelerde ve niçin durgundur nehirler,/ nerelerde ve niçin hırçındır nehirler,/ nerelerde ve niçin mendereslidir,/ nerelerde ve niçin çağlayanlı ve de çavlanlıdır nehirler,/ gözlerinle gör, duy kulaklarınla/ gör ve duy ki, nasıl varır nehirler denizlere” diye uyarırken haykırır avaz avaz yolumuzu aydınlatırcasına:

“kararttılar gecemizi/ ısırdılar karanlıkta/ kanattılar türkümüzü/ kırdılar çiçekli dallarımızı/ tükürdüler içine ekmeğimizin/ ağrıttılar ağrımızı/ ağrıttılar vatan vatan/ ağrıttılar dünya dünya”…

“oradadır işte o/ seni hangi türkü ağlatıyorsa/ hangi söz vuruyorsa taa yüreğinden/ oradadır işte o/ iyi bak ona”…

N O T L A R

[1] Hasan Hüseyin Korkmazgil.

[2] Enis Akın, “Edebiyata Ahlâk?”, Edebiyat Dostları, No:11, Mart 1988, s.12.

[3] Asım Bezirci, 1970, aktaran: Ahmet Necdet, Modern Türk Şiiri Yönelimler, Tanıklıklar, Örnekler, Broy Yayınevi, 1993.

[4] “sen hep samsun’a mı çıkarsın ay oğul ay kemal’ım/ hele bir de buralara/ çık hele bir/ çık hele bir/ kemal’ım!// gör ki ne hâldedir ‘ey türk gençliği’n/ gör ki ne hâldedir bursa’da dediklerin/ gör ki ne hâldedir ‘bu yurdun efendisi’/ sen hep samsun’a mı çıkarsın ay oğul ay kemal’ım/ hele bir de oralara/ çık hele bir/ çık hele bir/ kemal’ım!/ çık ki her yer samsun olsun kemal’ım/ çık ki her yer samsun olsun kemal’ım!” dizeleri ile Saddam Irak’ına dair ‘Bağdat Basra Yollarında’ (1974) başlıklı kitabı, belki de en zaaflı yapıtlarıdır!

[5] Asım Öztürk, “Yaşamla, Yaşadıklarımızla Yüzleşmektir Şiir”, İnsancıl Dergisi, Yıl:25, No:299, Haziran 2015, s.30-31           

Yorum Yaz

six + 10 =