Paylaş

DAĞIN SIRRI

Vakitlerden bir vakit uzak mı uzak bir diyar varmış. Bu diyar öylesine uzakmış ki kuşlar bile oraya varmak için günlerce uçmak zorunda kalırlarmış. Bizim masalımız da kimsenin gidip görmeye, görüp dönmeye, dönüp anlatmaya cesaret edemediği bu uzak diyarda geçiyormuş. Kuş uçmaz kervan geçmez bu ücra yerde kendi halinde bir aile yaşıyormuş. Buraya yerleşen adam insanın kemliğinden, nekesliğinden bıkıp usanmış sevdiği kadını alıp dağların koynuna sığınmış.

Derler ki masalımıza konu olan bu diyarda bir dağ varmış. Bu dağı ne siz sorun, ne de ben anlatayım. Öylesine yüce bir dağmış ki çevresindeki diğer dağların adı bile anılmazmış yanında. Göçmen kuşlar dağı aşarken yorulup dinlenirlermiş.  Dağın yüceliği insanı korku içinde bırakırmış. Ne başından bulut eksilirmiş ne de dumanı. Sarp yalçın kayalıkları geçit vermezmiş. Ama kayalıklardan aşağısı ise adeta cennetmiş. Her yandan gürül gürül akan sular, yemyeşil ormanlar, türlü türlü çiçekler, çeşit çeşit meyve ağaçları varmış. Bu dağ kendisine sığınanları aç koymazmış. Bin bir çiçekten beslenen bal arılar, her türlü börtü böcek, cins cins yaban hayvanları bu yüceliğin nimetlerinden yararlanırmış. Kendisine bakıldığında güzelliği karşısında insanın ağzının suyu akan dağın eteğinde yalnızca bir aile yaşarmış. Karı koca ve üç oğuldan oluşan bu aile, karınca kararınca yaşamlarını sürdürür gidermiş. Günler günleri, aylar ayları, yıllar yılları kovalamış. Derken evin babası hastalanmış.   Karısı ile oğulları dağdan topladıkları çeşit çeşit otlarla ilaçlar yapıp adama yedirmişler, içirmişler fakat hiçbir etkisi olmamış. Adam anlamış ki artık ölüm vakti gelmiş çatmış. Bunun kurtuluşu yok ölüm kaçınılmaz. Günden güne halsiz düşünce bir sabah karısı ile oğullarını çağırmış başucuna,  onlara “ Halim hal değil, ben artık yolun sonuna geldim. Size vasiyetimdir. Bilirsiniz ki ben ve anneniz amansız bir sevdanın kaçakları olarak bu dağa sığındık. Bu dağ bu dağdaki kurt kuş, ağaç taş her ne var ise bizi bağrına bastı sevdamıza sahip çıktı. Sevdamıza bin dereden bin bahane bulup engelleyenlerden kaçtık. Gelip bu yüce dağın eteğine sığındık. Şimdi diyeceklerimi ben öldükten sonra unutmamak üzere aklınızda tutun. Birbirinizi sevin birbirinize sahip çıkın. Asla bencil olmayın. Suyunu içtiğiniz dereye ekmeğini yediğiniz toprağa hainlik etmeyin. Şu dağlarda gezen bezuvar boynuzlu geyiklere hançer sallamayın. Onlar bu dağın koruyucularıdır. Ur kekliğinin yuvasını bozup yumurtasını almayın. Dağdaki kuşun kadrini bilin. Unutmayın ki o kuşlar bu dağların şenliğidir. Şenliğin olmadığı yerde acı, öfke kin hatta yas vardır. Bal aldığınız kovandaki arının hakkını gözetin. Taze fidana balta sallamayın.  Yaşadığınız sürece adaletten, haktan uzak durmayın. Eğer bir sevdalı sığınırsa size, sevdası ne olursa olsun ona yardım etmekten asla korkmayın. Son bir isteğim de ben öldükten sonra sakın ola ki bu dağı aşmaya kalkmayın.” demiş.  Oğulları o dağın diğer yüzünde ne var diye sormuşlarsa da adam siz onu merak etmeyin evinizde oturun işinize gücünüze bakın, dağın ötesini unutun demiş. O dağın sırrını ben size anlatamam, varın siz sözümü dinleyin deyip sorularını yanıtlamamış. Birkaç gün sonra adam ölmüş. Oğulları ile karısı adamı gömmüşler.  İşlerine güçlerine bakmışlar. Gelin görün ki çocuklarda bir vesvese başlamış. Acaba bu dağın ardında ne var ki babamız dağdan uzak durun dedi.  Derken bir akşam oturup yemeklerini yerlerken büyük kardeş “ Kardeşler ben yarın bu dağın ardında neler var ona bakmaya gideceğim, çok merak ediyorum” demiş. Diğerleri olmaz demişlerse de onlar da çok merak ettiklerinden çokta gönüllüce itiraz etmemişler. En çokta annesi etme, tutma oğul babanın vasiyetini çiğneme diye yalvarmış. Ama oğlu diretmiş ben gidip görmek istiyorum, bu merakı içimden atmak istiyorum. Yoksa bundan sonra bana uyku, ekmek, su haram olur. Büyük kardeş kalkmış yol için yolluk hazırlamış. Heybesine üç gün yetecek kadar yiyecek doldurmuş. Annesi oğul yapma etme babanın vasiyetini tut demişse de büyük kardeş bunu dinlememiş. İmkânı yok gidip göreceğim. Eğer üç güne kadar gelmezsem. Bilin ki dönmeyeceğim demiş. Sabah erkenden kalkmış annesi ve iki kardeşiyle vedalaşmış. Eline de dağlarda kendisine destek olsun diye ucu sivriltilmiş, başına da demir geçirilerek mızrak haline getirilmiş çubuğunu almış yola çıkmış. Dağın zirvesine doğru tırmanmaya başlamış. Gündüzü geceye,geceyi gündüze katmış tırmanmış durmuş, yorulmuş, dinlenmiş acıkınca heybesinden yiyecekler çıkarıp yemiş, mis gibi duru sulardan içmiş. Derken ikinci günün ortasında dağı aşmış. Dağı aşınca bakmış ki ne baksın çok büyük düzlükler irili ufaklı bir yığın tepe tepelerden birinin başında da bir ev.  Evi kendisine hedef seçip yürümüş. Varmış ki kocaman bir konak.  Selam vermiş selam almış. Ev sahibi adamı içeri davet etmiş.  Büyük oğul eve girip oturmuş. Ev sahibi hal hatır etmiş. Yolculuğunun nedenini sormuş. O da babasının vasiyetini söylemiş. Adam gördüğün ve göreceğin budur. Buradan da ötesi yoktur. Sen gel burada yanımda kal. Benim bir sürü malım davarım var. Güzeller güzeli bir kızım var. Eğer şartlarımı kabul eder ve yerine getirirsen hem karnın doyar hem de kızımı sana veririm demiş. Kızı görüp güzelliği karşısında büyülenen adam, tamam demiş. Şartlarını söyle.  Ev sahibi demiş ki sabah kalkacaksın sana bir çift öküz vereceğim önüne de tazı köpeğimi katacağım. Köpeğim nereye yatarsa akşama kadar oraya tohum ekip çift süreceksin.  Sana bir sitil mayalanmış yoğurt vereceğim bir de tavada pişirilmiş yağlı kömbe vereceğim. Akşama kadar çalışacaksın yoğurdun mayasını bozmayacaksın, kömbenin ucunu kırmayacaksın. Ha bir  de  akşam eve  geldiğinde bir  arka   (sırtta taşınabilecek kadar) üstünde kuş gübresi olmayan kuru odun getireceksin. Büyük oğul kabul etmiş. Ev sahibi devamla demiş ki bir şart daha var. Eğer bu dediklerimi yapamazsan ve kızarsan kürek kemiklerinin arasında ki deriyi yüzüp, deriyi yüzdüğüm yere hançer saplayıp seni öldüreceğim. Eğer ben sana kızarsam aynı şekilde sen beni öldür. Büyük oğul nasılsa ben bu işleri kolaylıkla yaparım diye düşünmüş ve şartımız şart kabul ediyorum demiş.

Gün ağarmış ev sahibi akşamdan hazırladığı yiyeceği, tohumu, öküzleri büyük oğula vermiş araziye göndermiş. Tazı önde öküzler tazının, adam da yüküyle onların peşinde gitmişler.  Gelin görün ki tazı gitmiş gitmiş bir kayanın tepesine uzanıvermiş. Zavallı adam öküzleri sabana koşmuş fakat her taraf taş karasaban hiç işlememiş, öküzler de bütün uğraşıya rağmen bir adım dahi atmamış. Gün akşama dönünce karnı iyice acıkan adam tam yoğurt sitilini açıp kömbeden yemeye niyetlenmiş ki birden ev sahibinin sözleri aklına gelmiş yemekten vaz geçmiş.  Bari ormandan odun toplayayım hiç olmazsa odunları eve götüreyim demiş. Lakin hangi kuru dala elini atsa üstünde kuş gübresi varmış. Çaresiz öküzleri malzemeyi alıp eve dönmüş. Varmış ev sahibinin huzuruna, adam sorunca yaşadıklarını bir bir anlatmış. Ev sahibi peki kızdın mı diye sorunca büyük oğul birden “ kızdın da laf mı sinirden çatladım” demiş. Ev sahibi hemen bunu yatırıp kürek kemiklerinin arasındaki deriyi yüzüp sırtına da bir hançer saplamış ölüsünü de evin altında ki dereye yuvarlamış.

Biz dönelim kadın ile diğer iki oğula. Onları da bir merak almış ki sormayın gitsin. Ortanca oğul ana demiş bu kardeşim gitti gelmedi gayrı bana kardeşimin peşinde gitmekten başka yol kalmadı. Ben gidip kardeşimi bulup geleceğim. Annesi ne etmişse laf dinletememiş. Ortanca oğul da yolluklarını hazırlamış sabah erkenden düşmüş yollara. Büyük kardeşi gibi o da bin bir güçlükle aşmış dağı. Fakat dağı geçtikten sonra farklı bir yol tutturmuş dağın ardındaki adamın evine doğru. Varmış adamın evine ki ne varsın. Evin kapısında bir kız duruyor. Kapıda duran kızı görünce güzelliği karşısında adeta dili tutulmuş. Kızda bir boy pos, bir güzellik, altın sarısı sırma saçlar, hangi övgü desen ona layık bir güzellik. Zaten yaşadıkları yerde tek ev olduklarından gördüğü güzelliği tanımlayamamış bile. Eli ayağı birbirine dolaşmış halde, varmış içeriye oturmuş.  Evin sahibi gelmiş hoş beş ettikten sonra ortanca oğula da kendisiyle çalışmasını söylemiş. Hele “ kızımı alırsın” lafını duyunca ortanca oğul artık bir şey düşünemez olmuş. Ev sahibi şartlarını sıralamış. O da kabul etmiş.  Ama sonu büyük kardeşten farklı olmamış.  Büyük kardeşin yaşadıklarını ortanca kardeşte bire bir yaşamış ve aynı son ile öldürülmüş.

Evde kalan anne ile küçük oğulun gidenleri beklemekten mecalleri kalmamış. Bir hafta on gün ses soluk yok. Derken bir ay geçmiş yine ne gelen ne giden olmuş. Küçük oğul ana ben artık durmayacağım. Ben de dağa gideceğim. İki kardeşim gitti gelmedi. Onları çok merak ediyorum. Varıp ne olduklarını, neden dönmediklerini öğrenmem gerek. Anne yalvarmış yakarmış beni yalnız koyma gitme demiş. Sen gidersen ben ne eylerim, yalnız başıma nasıl yaşarım demiş. Ne etmiş ne eylemiş nafile. Küçük oğul ille de gideceğim diye tutturmuş. Bir yandan da aklından türlü türlü fikirler geçiriyormuş. Bu dağın sırrı ne ola ki giden dönmüyor. Acaba babam neden bu sırrı bize söylemedi. Derken hazırlıklara başlamış kendisine bir hafta yetecek yiyecek almış. Hançerini beline takmış. Bir küçük kazma almış dağda kendime yol açarım diye. Annesine,sana sağ selim döneceğim kardeşlerimden de haber getireceğim demiş.Annesi ile vedalaşıp yola düşmüş. Dağı aşmış ovayı vadileri bir güzel incelemiş. Gördüğü güzelliklere hayran olmuş. Derken o da kardeşleri gibi uzaktaki evi görmüş. O zaman içine bir kuşku düşmüş ne varsa bu evde var demiş. Kardeşlerim mutlak o eve gittiler. Ben de varayım göreyim diye aklından geçirmiş. Çevresini kolaçan ede ede eve doğru yürümüş. Çünkü hem içindeki kuşkuyu gidermek istemiş hem de tedbirli olmak gerekir diye düşünmüş. Zaten yiyeceği de bol olduğundan acele etmesini gerektirecek bir durum da yokmuş. Derken evin alt yamacındaki dereye varınca büyük kardeşinin ölüsü ile karşılaşmış. Kardeşinin öldürüldüğünü anlamış.  Belinden kazmasını çıkarmış bir mezar kazıp kardeşini gömmüş. Anlamış ki diğer kardeşinin başına da benzer bir olay gelmiş. Çevredeki dereleri dolaşınca bir başka derede diğer kardeşinin ölüsünü görmüş Onu da aynı şekilde gömmüş.  Şu eve varayım önce olanları öğreneyim sonra da intikamımı alırım diye planları yapmaya başlamış. Ağır ağır yürüyüp adamın evine varmış. Ev sahibi küçük oğlu da karşılamış. Aynı istekleri ve vaatleri sıralamış. Küçük oğul hiç tereddüt etmeden şartları kabul etmiş. Sabah olmuş tazı önde peşinde öküzler onların peşinde küçük oğul sırtında tohum, saban, elinde yiyecek sürmüş araziye doğru. Tazı varmış her zamanki kayanın başına yatmış. Küçük oğul öküzleri çifte sürüp kayaya doğru zorlamış, bakmış olmuyor varmış tazıya bir tekme yapıştırmış tazıyı kayadan aşağıya yuvarlamış. Belinden hançeri çıkarıp öküzleri dürtünce can acısıyla kaçan öküzlerde boyunduruğu, sabanıyla tazı gibi kayadan aşağıya uçmuşlar. Küçük oğul oturmuş; açmış yoğurt sitilinin ağzını, çözmüş kömbenin peşkirini oturup bir güzel karnını doyurmuş.  Sonra varmış ormana odun toplamak için hangi dala elini atsa kuş gübresi o da odun toplamadan vaz geçmiş evin yolunu tutmuş varmış eve. Ev sahibi bakmış ki ne tazı var ne öküzler ne de odun gelmiş. Çaresizce sormuş. Hani tazı hani öküzler, nerede gübresiz odunlar? Küçük oğul yanıtlamış valla beyim tazı gitti bir kayanın başına yattı bende öküzleri çifte koşmak için bağladım sürdüm tazının yattığı yere hepsi birden kayadan uçtular ben de çift sürmeden geri döndüm.  Ormana baktım kuşların konup pisletmediği kuru dal bulamayınca odun toplamaktan da vaz geçtim.  Ev sahibi yoğurt ve kömbeyi sorunca onları da karnım acıkınca bir güzel yedim. Çok güzel olmuşlardı diye yanıtlamış. Ev sahibi son kez şansını denemiş peki bu yaşadıkların seni kızdırdı mı? Bunun üzerine küçük oğlu ağam niye kızayım ki öküzler, tazı, ekmek senin ben niye kızayım, kızmışsan sen kızmışsındır deyince ev sahibi başına gelecekleri bildiğinden yok demiş ben de kızmadım. Gel seninle yeni bir anlaşma yapalım. Bundan sonra sen benim yanımda çalış işleri bildiğin gibi yap demiş.  Küçük oğul kabul etmiş.  Çünkü ancak bunun yanında kalırsam kardeşlerimin intikamını bu zalimden alırım diye düşünmüş.

Günler geçtikçe küçük kardeş işleri hep zora sokmuş. Çaresiz kalan ev sahibi ile karısı üzüntüden hastalanmışlar.   Mal davar ahırda açlıktan melemeye böğürmeye başlamış. Ağa yalvarmış hayvanlarıma bak diye. Küçük kardeş, ben tek başıma bu kadar mal davarla uğraşamam izin ver hepsini dağlara salayım. Ya da kızın benle mal davara baksın, kızı nasılsa bana vereceksin demiş. Adam çaresiz bakmış işi zor kızda malda gidecek en iyisi maldan olayım demiş ve kabul etmiş. Küçük kardeş açmış ahırların, ağılların kapısını bütün hayvanları salmış dağlara.

Bunun üzerine ev sahibi kızını çağırmış bak kızım bu adamla başımız belada bundan kurtulmamız gerekir. Sen var bizim için lazım olanları bir büyük çuvala doldur. İçine yiyecek içecek koy biz bir fırsatını bulup kaçalım demiş. Yoksa bunun elinden hepimiz perişan oluruz. Onlar bunu konuşurken küçük kardeş gizliden gizliye onları dinliyormuş. Kız kalkmış hazırlıkları tamamlamış çuvalı doldurmuş çuvalın ağzını da dikmiş. Onlar yatmaya gidince küçük oğul gizlice çuvalın ağzını açmış, çuvalı boşaltmış ve kendisi çuvalın içine girip çuvalın ağzını içeriden dikmiş.

Gün ağarmadan ev sahibi karısı ve kızı kaçmaya karar vermişler. Kalkıp adam çuvalı sırtlamış. Ana kız da bir şeyler alıp acele yollara düşmüşler. Çuval çok ağırmış fakat adam korkudan durup yükünü hafifletmeye bile cesaret edememiş. Yoldan giderken karısına eğer olurda o bela peşimize gelirse biz falanca yerdeki köprünün üstünde uyuyalım onu su tarafında yatıralım. Gece ben hım diye seslenirim, ikimiz birden adamı itip köprüde suya atar ve ondan kurtuluruz demiş.  Saatlerce yol aldıktan sonra bir köyden geçmek zorunda kalmışlar. Köyün köpekleri etraflarını sarmış ne yapmış ne etmişler köpeklerden kurtulamamışlar. Adam çaresizce bağırmış ah keşke o zalim burada olaydı da bizi bu köpeklerden kurtaraydı demiş. Demesiyle küçük kardeş bağırmış “ indir çuvalı ben buradayım ağam” demiş. Adam çuvalı indirmiş küçük kardeş çuvaldan çıkmış köpekleri kovmuş onlarda yoluna devam etmişler. Gide gide köprünün başına varmışlar. Adam bu gece burada uyuyalım sabaha yola devam ederiz demiş. Küçük kardeşi suya doğru yatırmış sonra kendisi peşine de karısıyla kızı yatmış. Olacaklardan haberdar olan küçük kardeş sessizce kalkıp kadınla kızın arasına uzanmış. Böylece adam öne karısı da onun arkasına gelmiş. Vakit bir hayli ilerlemiş. Adam planını uygulamak amacıyla hım diye seslenip önündeki boşluğa doğru hamle yapınca karısı da hızla küçük kardeşi itiyorum zannıyla kocasını itmiş ve ikisi birden köprüden aşağıya uçmuşlar. Onlar sulara kapılıp gözden kaybolmuşlar.  Amacına ulaşan küçük kardeş kıza dönüp baban ile anan ettikleri zalimliğin karşılığında kendi elleriyle kendilerini cezalandırdılar. Sen gel benimle evlen seni alıp anamın yanına götüreyim. Orada güzel bir hayat süreriz demiş. Güzelliği kadar temiz kalpli olan kız, küçük kardeşin bu teklifini kabul etmiş onlar mutluluğa doğru yola çıkmış. Bu masal da burada bitmiş.

Derler ki hiçbir zalim ettiği zulümle sonsuza kadar yaşayamaz. Elbette bir gün birileri gelir ona hak ettiği cezayı verir. Siz siz olun masal da olsa ne zalim olun ne de zalimden yana.

 

 

Yorum Yaz

nine + 5 =