Paylaş

DEVRİMLER ÖLMEZ, DEVRİMCİLER DE…

2 (1)Parlak ışıklı TV kanalları dolar zengini uzmanlarıyla kendilerini yırtarcasına yeni tespitlerini duyuruyorlardı tüm dünyaya: “Devrimler öldü”. Ardından birbiri peşine sinema filmleri çekildi, devrimin geçmişte kalan pembe bir düş olduğuna dair. Berlin Duvarı yıkılıp, sosyal-faşist diktatörlüklerin dağılmasını fırsat bilerek, yeni gençliğe sosyalizmin sonsuza değin yok olduğunu ihtişamlı konserlerle “müjdelediler”. Akademilerinde, üniversitelerinde koca yaşlarından utanmayan profesörlerine yeni teoriler ürettirdiler. Milyonlarca emekçi, yoksul ve yoksun insanlar içi boşaltılmış sendikalarında birbirlerine bakıp şüpheyle soruyorlardı: Gerçekten devrimler çağı bitmiş, devrimler ölmüş müydü? Sömürü düzeni mükemmel işlemeye başlamış, kendi kendini restore ederek gelişip sömürüyü yeni gerçekliğe mi dönüştürmüştü? Bu şüpheyle duraksayan sınıf mücadelesine son bir darbe vurulup dünyanın tüm işçileri ve ezilen halklarının, Marks’ın çağrısına sırt dönmeleri sağlanabilir miydi? Tarih durabilir, büyük insanlığa diz çöktürülebilir miydi? Bilim susar, sanat boyun eğer miydi? Oportinizm-revizyonizmle yüz yıldır düşürmeye çalıştıkları isyan, bastırılabilir miydi?

Dünyanın en derin sömürü çukurlarından birini oluşturan coğrafyada, Anadolu’dan Mezopotamya’ya, faşist-Siyonizme kadar uzanan petrol ve ucuz işgücü cennetinde; Ermeni-Süryani-Ezidi soykırımlarını unutup, Kürtler kimliklerini yırtar, her milletten milyonlarca emekçi-işçi karınlarını bile doyuramadıkları ücretlere eyvallah deyip taşeronlaşmaya, iş bulduklarına şükredip fabrikalarına koşarlar, yarım yüzyıllık Filistin mücadelesi sahte cennetin askerlerine dönüşüp, Şii ya da Sünni Allahın fedailerine dönüşürler diye saraylarında, sürat motorlarında, El Cezire-CNN izleyenler diyalektiğin bilimsel gerçekliği karşısında yeni bir şoka girdiler. Rojava’da yepyeni; hem de kendilerinden bağımsız, hem de kendilerinin kontrollerinin dışında bir devrimle karşılaştılar. Ucuz petrol ve bol silah-ilaç satmak için çıkarttıkları kaos, onları boğan yeni bir umuda zemin yaratmıştı. Küçük bir coğrafyada, kapitalist modernitenin yok etmeye çalıştığı köylülük, artık komünler kuruyor, Rojava halkı kendi petrolüne el koyuyor, yeni din savaşlarının önünü almak için din özgürlüğünü yaşama geçiriyor, en önemlisi de köleleştirilmiş kadını özgürleştiriyor, her türlü örgütün kızıl yıldızlı bayrağını masmavi gökyüzüne yeniden yükseltiyordu.

Önce küçük görmeye çalıştılar, yarattıkları terör örgütleriyle boğmaya, yenmeye çalıştılar. “Düştü, düşecek” dedikçe yükselen DEVRİM kudurttu onları. Diyarbakır, Kobanê, Suruç, derken Ankara’da kanlı yüzleriyle tarihi durdurmaya çalıştıkça dün yoksul olan ama bugün yoksulların umuduna dönüşenler devrimlerine sımsıkı sarıldılar. Binlerce şehitle tüm dünyanın gözleri önünde salt iyiliğin yanında durarak yenilmez bir güce dönüşen, milyarca dolarlık silahları çıplak elleri ve zekâlarıyla alt ederek zaferleri kaderleri yapanlar, dünyanın tüm işçileri ve ezilen halklarının birleşmesini müjdelediler.

Özgürleşen toprakların ve özgürlüğün kalıcılaşması elbette yeni insanın kuracağı yeni inşa ile kalıcılaşacak ve bizi nihai hedefimiz olan sömürüsüz topluma götürecek, düşlerimizi gerçeğe dönüştürecektir. Özgürlüğün kalıcılaşması, özgür toplumun yaratılması, özgürleşen kültürel birikimimizin en yüksek estetik biçimi olan özgür sanatla mümkün olacaktır. Şimdi bu topraklarda, inşanın en büyük harcı olan sanat çalışmalarının hızlı gelişimi de, aslında aşkı keşfetmiş Mecnun’un yüzyıllardır ulaşamadığı gerçek mutluluğu bize getirecek. Özgürleşen her kentte, her kasabada birbiri ardına kültür-sanat merkezleri açılmakta ve bu toprakların gerçek sahipleri ‘yüksek’ sanatın seyircileri olarak değil,  bizzat yaratıcıları olarak üretmeye, ürettiklerini paylaşmaya başladılar çoktan.

Bu kültürel-sanatsal oluşumların bazılarını-içlerinde yer almamdan dolayı daha derinlikli bilgi sahibi olmam nedeniyle- sizlerle paylaşmak isterim. İlki Rojava Film Komünü. Rojava Devrimi tüm sıcaklığı ile sürerken başlayan bu çalışma, ilk meyvelerini vermeye başladı bile. Film Komünü, 14 Temmuz’da devrime ve inşaya katılmaya gelmiş devrimci sinemacılarla Rojavalı devrimci sinemacıların ortak ürünü. Geldikleri ya da bulundukları kültürde edindikleri sinema birikimleri ışığında, sinema yapmak ve onu özgürlüğün hizmetine sunmak isteyen yeni arkadaşlarla buluşmak için öncelikle bir ay süren bir ön çalışma eğitimi ile katılım sayısını hem artırdık hem de sinema yapmak isteyen herkesin katılımına açmış olduk. Komün üyelerinin sayısı artıkça da aramızdaki görev paylaşımlarını ve çalışma biçimlerimizi geliştirdik. Komünün bünyesinde bulunan üç ayrı çalışma grubumuz var bugün. Çalışma gruplarından ilki, üretim. Elimizdeki olanaksızlıkları yeni olanaklara dönüştürecek hareketli, hafif ve devrimci sinemanın üretim koşullarına uygun teknik malzememizi tamamlamaya çalıştık başta. Sonra da bu malzemeleri kullanmaktaki beceri ve tecrübemizi artıracak eğitimlere hız verdik. Amacımız, hem komün çalışanlarının film/belgesel projelerini çekmek hem de özgür topraklara gelecek devrimci sinemacılara bir altyapı oluşturmak. Şimdilik montaj aşamasında iki orta metraj belgeselimiz ve bir kısa filmimiz bile var. Montajlarını bitirip halkımıza ve dünya halklarına göstermek üzere yoğun bir şekilde çalışıyoruz.

İkinci grubumuzun amacı ise gösterim. Sinemanın epey geri, hatta bulunmadığı bir bölgede yürütülen sinema çalışmasının en önemli sorunu, tabii ki gösterim biriminin çalışmaları ile aşılacak. Bu amaçla bir dublaj stüdyosu oluşturuyoruz. İnşaatı bitti, teknik malzeme alımı gerçekleşti, elimize geçmesini bekliyoruz. Ardından sinema tarihinin başyapıtlarını önce Kürtçeye kazandıracak sonra da kültür-sanat merkezlerimizde gösterimlere başlayacağız. Oluşacak seyirci potansiyeliyle de şu anda kapalı haldeki sinema salonlarını bulduğumuz bütçe oranlarında restore edip sinema salonlarını açacağız. Fakat bu çalışmaların zaman alacağını öngördüğümüzden o arada boş durmamak için bir şeyler yapmamız gerektiğini düşündük.

Sinema tarihinin efsanevi karakteri Charlie ChaplinRojava’ya yardımımıza koştu. Bizde yüzyıl sonra Rojava’nın çocuklarının, karton yazılarını Kürtçeye çevirip-seslendirip “The Kid” filmiyle buluşmalarını sağladık. Rojava çocukları çok sevdiler yeni hevalleri Şarlo’yu. Yine de savaş ve onun yıkıcı yüzü gösterdi kendini. Haseki ve Tiltemir gösterimlerimiz DAİŞ çetelerinin saldırıları nedeniyle ertelenmek zorunda kaldı. En kısa sürede Heval Şarlo tamamen özgürleşen her karış toprağımızda çocuklarımıza umut olmaya devam edecek.

Üçüncü grubumuz ise daha çok sinemanın kurumsal altyapısını oluşturmaya çalışıyor. Diğer parçalardaki Kürt sineması ya da direnen sinemanın kurumlarıyla ilişkiler, festivaller, tanıtım, web sayfası, Rojava’da yeni sinema kurumlarının temellerinin atılmasına yoğunlaşmaya çalışmakta.

Bahsetmek istediğim devrimin bir başka çalışması ise; yeni açılan Şehit Yekta Herekol Güzel Sanatlar Akademisi. Akademi beş bölümden oluşuyor. Müzik, halk dansları, resim-heykel, tiyatro ve sinema. Sinema bölümümüzde 15 öğrenci ile eğitime başladık. Eğitim süremiz bir yıl. Teknik altyapımız mütevazı ölçülerde de olsa yeterli. Yedi öğretmenimiz bu genç insanlarla yepyeni bir serüvene atılmış durumda. Mutlaka öğrencilerimiz mezun olmadan bir kısa film çekmiş olacaklar. Akademinin amaçlarından biri de tüm bölümlerin ortak çalışması olan bir sanat üretimini hayata geçirmek.

Paranın, ünün, popüler kültürün olmadığı, hayallerin insana odaklandığı, yenidünyanın insanlarının içinde bu sanat çalışmalarında yer almak bir rüya gibi. Aslında rüya değil yoldaşlar, bu hepimizin devriminin gerçeği.

Ölen tüm kardeşlerimize onurumuz adına sözümüzdür; yaşayacak olan sizsiniz, buna çocuklarımız şahittir.

 

Yorum Yaz

seven − six =