Paylaş

DOĞANIN BAHARINDA HAYATIN KIŞINI YAŞAMAK

Onu görüp bir süre fark ettirmeden baktığımda, “vay be!” dedim kendi kendime ve yazıya başlık olarak koyduğum cümleyi içimden söylendim.

Oturduğum sitenin bahçesindeki bankta öylece oturuyordu; etraftaki canlılıktan uzak, yorgun, küskün, omuzlar düşük, çorak, eksilmiş, eskimiş, kaybetmiş,  kayıtsız bir şekilde…

Dolaşmaktan vazgeçip biraz uzağındaki banka oturdum.yaşlı adam

Güneş, sıcaklığını hissettirerek parlıyor; etrafta yemyeşil çimenler ve  içinde renk renk çiçekler… Farklı tondaki yaprak yeşillikleriyle türlü ağaçlar… Oynayan, koşan, gülen halleriyle çocuk sesleri. Doğa buna benzer durumlarıyla ilkbaharı yaşatır haldeydi.

O amcaya bakarken ben de baharın bu özelliklerini unuttum ve daldım düşüncelere…

Doğanın mevsimlerinden, insan hayatının mevsimlerini düşünmeye başladım.

Çevredeki çocuklar “doğanın baharıyla” bir paralellik içindelerdi. Yeni filizlenen, coşkuyla canlanan, gelecek vadeden…

Ama o amca… Hayatının baharını, yazını, sonbaharını tüketmişti. Kendi “yaşamının kışındaydı.” Ve işin fenası, bu ömür kışının arkasında baharı da yoktu.

Yüzdeki buruşukluklar, ruhtaki buruşuklukların, gönül yorgunluğunun yansıması gibiydi.

Yapacak bir şeyi kalmamış, hayalleri tükenmiş, yaşama heyecanını yitirmiş, her şeyden ve herkesten soğumuş gözüküyordu.

Birçok hastalığa liman olmuş gövdesiyle, yaşlılıkta üçüncü ayak olan bastonuna titreyen elleriyle dayanmış, başındaki kasketinin altında, sürülmüş tarlayı anımsatan yüzünde, derin kırışıklıklar içindeki donuk gözlerle, etrafına bakıyordu.

“Derdin nedir amca?” diye sorsan, “Yaşlılıktan ala dert mi olur evlat?” diye yanıtlayacağından eminim. En büyük derdin yanında, en büyük yenilmişlik gibi de gözüküyor, yaşlılık.

Yeni bir hayata başlama şevkini kaybedince  ve hayallerin  yerini anılar  alınca yaşlısın demektir, diye söylenir. O anılarda kim bilir ne hikâyeler saklıdır. Her insan bir romandır derler; ama bence öyküler toplamı demek daha doğru.

Evet öyküler… Çocukluk, gençlik, orta yaş vs. öyküleri. Ağlamaların, gülmelerin, sevinçlerin, kederlerin, ayrılmaların, hasretlerin, kavuşmaların, kavuşamamaların, sevmelerin, nefretlerin, kazanmaların, kaybetmelerin, coşkuların, hüzünlerin, çatışmaların, barışmaların, gitmelerin, dönmelerin, mutluluğun, mutsuzluğun, fedakârlığın, vefanın, vefasızlığın ve benzer bin bir başlık altında yaşanmış öyküler…

Yaşlı amcaya bakarken omuzlarında buna benzer yaşanmış yığınla öykünün yorgunluğuyla iki büklüm olmuş bir duruş içindeydi… Hayat yorgunuydu.

Havanın sıcaklığına rağmen giydiği gömlek, kazak ve ceket, artık mevsimlerin onun için anlamını yitirdiğinin ifadesi gibiydi… Her mevsim kış…

Bir türküdeki serzeniş benzeri:

“Nesinden korkayım kışın

Yazın yağar kar başıma…”

Etrafta zıplayan oynayan çocuklara, spor yapan gençlere yorgun, yılgın, feri sönmüş gözlerle bakarken: “Ey be hayat, benim de onlarınki gibi  günlerim vardı; ne çabuk tükendi, kum gibi ellerimin arasında ne zaman aktı da geçti,” diye mi düşünüyordu acep?

Genellikle de hayatın son düzlüğüne girince bu soruyu çok sorar insanlar.

Çeşitli yarışların  bitiş noktasına yaklaşmak sevinç yaşatırken, yaşamın finişine yaklaşmak kahreder…

Bir kitapta okuduğum ve altını çizdiğim, beni etkileyen birkaç cümleyi hatırladım; şöyleydi:

“Yaşlı, bir gün; “Mücadele etmek neye yarar?” diye düşünür.

Başka bir gün; “Evden çıkmak neye yarar?” der.

Sonra; “Odadan çıkmak neye yarar?” şeklinde söylenir.

Ve sonunda; “Yaşamak neye yarar?” diyerek yaşama veda eder.”

Yaşamın normal akışı içerisinde bu sona yaklaşmak doğanın kanunu. Ve doğa son paydos düdüğünü çalınca da hayat oyununun perdesi iner. Perde gerisindeki giderken, perde önündekiler kaldığı yerden yaşadıklarına devam ederler.

Ama bazıları için bu son zil erken çalar. İşte  o zaman kendisi giderken  geride kalan sevdiklerinden de  çook şeyi alır götürür. En fenası da budur…

Kalktım yerimden, o coşkulu bahar ortamında içime hüzün doldu. O amcaya uzaktan bakarken ve ona uyan aklıma ilk gelen şarkıyı mırıldandım.

“ Dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç

Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç”

Sonra da kendi hayatımın mevsimlerini -yaşadığım, yaşayacağım- düşünerek  yürüyüp gittim…

 

 Not: Bu yazı 13.05.2015'de Milliyet Blog ve Radikal Blog'da yayınlanmıştır.

 

 

Yorum Yaz

eighteen + five =