Paylaş

Hayata, kavgaya, mutluluk ve sevgiye, yine Işık’a dair

Yine Temmuz… Sevgili Işık’ımızın ardından geçen tüm zamanlarda olduğu gibi bu yılda özlemin ateşinde, yokluğun ayazındayız. Coşkulu anlatımını, yüreklerimizi kanatlandıran çağrılarını, şiirlerini, derin bir ırmak gibi içimizde akıp, bilge ve engin kavgada, kolektif yaşamımızda duruşunu çok özlüyoruz. Ne vakit seni özlemek, aramak saati çalsa; aklımızın ve yüreğimizin kapılarında bir kitap gibi açılıyor, geniş ufuklar, aydın şafaklar gibi hayatımızı sarıyorsun. Kavgamıza yoldaş, aklımıza aydınlık, yüreğimize tutku oluyor adın, mirasın. Seni yaşamak, seninle yaşamak öykümüz böylece sürüyor.

Kutsiye Bozoklar’ı anlatmak, yani yüreğimizin Işık’ını sözlere dökmeye, sığdırmaya çalışmak zorlu ve güzel. Bu işe girişirken değişik dönemlerden ve kuşaklardan yoldaşların bir arada olduğu bir kolektif ortamda “Kimdi, neydi Işık?” sorusunu sorduk kendimize ilkin. Mücadeleye adım attığı dönemlerden anlattı bir yoldaş; O’nun yeni insan üzerine yazıları şekil vermiş yürüyüşüne. Mücadele konularını, deneyimleri sorguladığı bir dönemden anlattı bir yoldaş; O’nun teorik, politik yazıları ile önünü açmış. Yenilgi dönemlerinde yoldaşları; O’nun direngen ve inançlı duruşu ile sapasağlam kalmış. Kadın yoldaşları O’nun kolektif ve önder kadın özne duruşu ve pratiğinden güç almış. Devrime inancı ve onu hep güncel kılışı, Gezi’den Rojava’ya yürüyüşte yoldaşlarına derinlik katmış… Anlatılanlar benim de hikayem. Hepimizin bir Işık’ı var ve kişisel, kolektif yaşamımız, duraklarımız, atılımlarımız, sorgulamalarımız, sonuçlarımız, yenilgi ve başarılarımız Işık dolu. “İçli bir ezgi tadında yaşamak istiyorum/ Her söylenişte güzelleşen/ Şarap tadında sevilmek -en iyi bağ bozumlarının ürünü-/ ve sevmek şiircesine/ Yepyeni bir dünya için/ değişmek ve değiştirmek hiç durmadan/ ve usulca ölmek sonra -tohuma durmuş çiçek gibi-/ İNSAN olmanın sevinciyle/ ve sonsuz hüznüyle ardında/ aydınlık bir sabah bırakmanın” dizeleri, yaşamı ve kavgada duruşuyla O’nu; sevgimiz ve hep üretişimizle bizdeki O’nu anlatır.

YAŞAMAK ASLA PİŞMANLIK DUYMAMAKTIR

Kutsiye Bozoklar, yoldaşları, siper yoldaşları ve dostları tarafından öncelikle ve hep “direnmek” ve “sevgi” kavramlarıyla anıldı, anlatıldı. Kişisel yaşamı ve kavgada duruşuyla “yarattığı okyanuslar”; sınır, engel tanımamayı, mücadele etmeyi öğretti, sevgi ve mutluluk üretti.
Devrimci yaşamına yenilgiler ve kayıplar hızlı girdi. 1973 yılında mücadele yoldaşları Meral’i, Ahmet Muharrem’i, Ali Haydar’ı kaybetti. İbrahim tutsak düştü. İhanetler gördü. Darbe koşullarında dışarıda her şeyi yeniden düzenlemeye, yaraları sarmaya koyuldu. “Bahar geldi gelecek” dedi hep ve inançla yürüdü. '68 kuşağının adanmışlık ruhunu iradesiyle birleştirişi ve '71 devrimci çıkışını karakterize eden silahlı mücadele saflarında savaşma kararlılığı Kutsiye Bozoklar’ın devrimciliğinin belirgin çizgileri oldu. Girdiği yolda O’nu, bedenini 36 yıl boyunca tekerlekli sandalyeye bağlayacak bir kurşun buldu ve yenilgilere yenilmeyen hayatına kurşuna inat yaşamak eklendi. Kutsiye, yaşamayı direnme eyleyen anı ve kararını şöyle anlatıyor bir röportajında: “Ölüm tatlı bir düş gibi görünüyordu gözüme. Korkunç acılarım vardı. İtiraf edeyim, bana çekici de geliyordu ölüm, bir kurtuluş. Zaten çok önceden hazırlamıştık kendimizi ölüm düşüncesine. İlk gün atıldığım o hastane odasında, birileri gelip kendimi nasıl öldürebileceğimi anlattılar bana. Anladım ki, ‘karşımdakiler’ ölmemi istiyorlardı ve yaşamaya karar verdim. Benim zaferim yaşamak olacaktı. Onurlu bir biçimde yaşamak… O zaman bu zamandır, yaşamak direnmektir benim için. Direnmeyi yaşamak kılmayı ve de düşmana inat yaşamayı ilke edindim.” Sıkça ifade ettiği gibi, O’nun için ‘73 kışı yaşamının en mutlu dönemidir. “Yaşamak, asla pişmanlık duymamaktır” der hep.

Işık, zor mevsimlerden, zor zamanlardan gelmenin deneyimini yoldaşları için avantaja dönüştürmüştür hep. O, inat ve ısrarla örülü yaşamı boyunca, mücadelenin tüm zorlu dönemeçleri için direngenliğin nöbetindedir. Zamanı geldiğinde bir hücum komutuna dönüşür çağrısı. Komünist öncünün 2006 Eylül’ünde karşı karşıya bırakıldığı faşist saldırı ve geri çekilme anında; “Neredeler?!/ Gidilmeyen – gelinmeyen bir yerdeler/ Bakışın gözleri yok/ Koşunun ayakları/ yoruldum, yakalanmanızı kovalamaktan/ bir cigara içeyim der gibi” dizeleriyle eşlik eder yoldaşlarının acısına. Duruma bakar, çözümler ve sokaklardan yerin yedi kat altına kadar kavgada olan herkese, “Kavgada payımıza Eylül adına, hayatın yara izlerini taşımak düştü” der ve “adanmış bir arınma, zorlu çalışma” yolundan yürümeyi, “maraton koşucusu” olmayı salık verir. Yazılarıyla yürüyüşe sabır ve neşe kaynağı olur. Yoldaşlarının yeni karar ve hedeflerle yola düştükleri 2009 Eylül’ü için “Çıkarın rüzgarın kelepçesini” diye haykırır coşkuyla. Işık, hep direnmeye, sabra ve mutluluk üretmeye çağırır ve hiç beklemeden, durmadan kendi gerçeğinde üretir sözlerini. Ol sebepten yoldaşları olarak bizler, zorda ve atılımda acıyı da, coşkuyu da çıkınımızdan eksik etmeyiz. Ondan öğrendik “mutlu devrimci” olmayı.

ASİ YÜREKLE YAŞAMAK

Işık; “Yaşama anlam katan en önemli şey mücadele etmektir. Asi bir yürekle yaşamak en heyecan verici serüvendir” dedi ve yüreği, düşsel kanatları, geniş ufku ile mutluluğu fethe çıktı. Yazılarında hep mutluluğu anlattı. En çok sanat ve edebiyat alanında yazılar yazdı, teorinin ve politikanın sorunlarını da ele aldı. Son yıllarında ise kadın sorunu üzerine önemli bir fikir üretimi gerçekleştirdi. Fiziki engelleri prangaya dönüştürmedi, “Nereye katarlarsa katsınlar, dört duvarın içinde okyanuslar yaratabileceğinize inanıyorum ben” derdi ve yolculuğunda bir Ostrovski olarak ilerledi. Bir mücadele alanı yarattı kendine ve yoldaşlarına. Devrimci sanatı yükselterek, aydınlanma çağrısını pratikleştirdi. Yazılarıyla bize; yeni insanın oluşabilme ilkelerini, değişim yönünü gösterdi, temellendirdi. İnsanlığın sorunlarını ele aldı, kapitalist emperyalist sistemin bütün görüngülerini eleştirdi; özgür bir insanlık için sosyalizmin tek alternatif olduğunu anlattı bıkmadan, usanmadan. Devrimcinin kişisel gelişiminin ve kolektif özne olma uğraşısının alanlarını tanımlayıp, yöntemini tartıştı. Bu yazıların içinde, kapitalist sistemin yarattığı erozyonu sergileyip insanı, emeği ve disiplini, üretken olmayı işledi. Birçok genç devrimci kavganın görevlerine, hayatın ellerine Kutsiye ile sarıldı. O, kolektif örgütleyici oldu her yazısında, her çağrısında. Ezilenlerin tüm acı ve özlemlerini duydu ve mücadele diline dönüştürdü. Sokakta, mücadele alanlarında, sanatta, cinsler arasında, aşkta, siyasette yeni yaşamı örgütlenmenin canlı, somut tartışmalarını yaptı.

BİLGİDE ERKEK TEKELİNİ YIKTI

Işık, önder bir kadın komünist olarak kadın yoldaşlarına “sınırlara hücum” parolası, önderleşme çağrısı oldu. O’ndaki cins bilinci, kadın devrimi fikrimizin harcıdır. O’ndan öğrenmek; öğretilmiş kadınlık rolleri ile hesaplaşmak ve değişmek, değiştirmektir. Sosyalist aydın kadın kimliği ile kadını ikincil gören erkek egemen zihniyeti parçalamaktır. Bilgi üzerindeki erkek tekelini kırarak aydınlanmaktır. Cins bilinci ve kadın irademiz ile kadın özgürlük mücadelesi ve devrimin “kolektif özne”leri olmaya yürümektir. Kutsiye Bozoklar 1994 yılında komünist kadınlar tarafından yapılan konferansta yazılı metniyle açılış konuşmasını yaptığında aydınlanmaya, önderleşmeye çağırmıştı. Kadın yoldaşları cins bilinci ve kadın devrimi tartışmalarını yoğunlaştırdıklarında da aynı heyecan ve tutkuyla kadın özgürlük mücadelesi alanına yöneldi. Yoldaşın hastalığı ve yoğunlaşan hastane süreci onun bu çalışmalara katkısını sınırladı. Şimdi O’nun hayatını miras edinen, çağrısını bayrak yapan komünist kadınlar cins bilinci ve kadın devrimi ile yürüyor ve Işık’a dokunmaya devam ediyor.

IŞIK YÜRÜDÜ DURDU, KOŞTU SORDU

Kutsiye Bozoklar yazınsal çalışmalarını en çok sanat, edebiyat alanında yoğunlaştırdı. Sanatı Brecht’in, “Ama herkese seslenir sanat ve çağırdığı türküyle aslanların kaplanların karşısına bile çıkabilir. Ve seyrek olmayarak karşısındakilere kendisiyle birlikte türküler söyletir” sözleriyle tanımladı. Sanat ve edebiyatın, mücadelemizin dinamolarından biri olmasını savundu. Sanatı yeni insan yaratma mücadelesinin etkin bir parçası olarak gördü ve yazınsal çalışmalarını devrimci sanatla derinleştirerek sürdürdü.

Işık; yürüdü, durdu, koştu; sordu, yanıtladı. Bütün bir ömrü hareket ve eylem içinde geçti. Bize bıraktığı mirasla kavgamızın harcı, düşünce ve eylemimizin mayası oldu. Şimdi kavganın en Işık’lı halindeyiz, daha da olunacağından gayrı!

Karanlığı süpürmek üzere yola çıkmış devrimci sanatçılar, O’ndan öğreniyor. Söz, müzik, kavgada ezgi, ritm üretiyor. Komünist kadınlar aydınlanma ve önderleşmede O’nun gittiği yoldan yürüyor. Yeni insan ve yeni yaşamı parola edinmiş gençler, O’nun düşlediği gibi sınırlar aşarak, yeni yaşamlar kurma adımları atıyor. Büyük insanlık davasını bayrak yapan, ezilenlerin bağrındaki değişim isteğine yeni yaşam umudu taşıyan birleşik mücadele hattımızda onun devrim fikri ve kuramı ile ışıldıyor. Gezi’den Rojava’ya ayaklanan gerçeğimiz ve değişen kaderimizde O’nun inancı sımsıkı duruyor.

Kim ayrı düştük diyebilir? Sımsıkı seninleyiz! Yaşamda, kavgadayız; mutlu ve ateşler taşıyarak koynumuzda.

 

Yorum Yaz

8 + eleven =