Paylaş

İşçi Tulumuyla Yarına Yürüyen Dizelerin Ayak Sesi: Nikola Vaptsarov

"Yalın yalın anlat öykümüzü

geleceğin insanlarına,

yerimizi alacaklara anlat

nasıl cesurduk kavgada"

Bazı yaşam öyküleri vardır ki yalın anlatımında sadece bir yaşamı değil; insanlığın atan nabzını, en canlı özlemlerini, acılarını ve insana yaraşır gelecek güzel günlere olan inancı görürüz. Kısacık yaşamıyla bunun en güzel örneğidir Nikola Vaptsarov.

Nikola Vaptsarov,24 Aralık 1909'da Bulgaristan'da Pirin dağının eteğindeki Bansko kasabasında doğdu. Orta halli, küçük üretici bir ailenin çocuğuydu.1926'da babasının isteği üzerine Varna'daki deniz-makine okuluna yazıldı ve okulu bitirdikten sonra Bansko'ya geri döndü. Sofya’da edebiyat bölümü okumaya heves etmişti. Fakat gerek ailesinin ekonomik durumu, gerekse ülkesindeki genel ekonomik ve toplumsal buhran buna imkân vermemişti. Bulgaristan'da 1913 ve 1918'de iki savaşın ardından oluşan yıkım ve yoksulluk, toplumun büyük bir kesimini ekonomik olarak ezmekteydi. Hoşnutsuzluklar devrimci potansiyeli de giderek geliştiriyordu. Nikola Vaptsarov'un mücadele yaşamı da ülkesinin koşullarıyla eşgüdümlü ilerliyordu. Koçerinovo’daki bir kâğıt fabrikasında iş bularak çalışmaya başladı. Bu dönem şairin hayatındaki dönüm noktasıdır. İşçi sınıfıyla iç içedir ve kendisi de sınıfın bir parçasıdır artık. Genç şair sosyalizm düşüncesiyle ilk olarak bu dönemde tanışır ve yazınsal anlamda ilk ürünlerini bu dönemde vermeye başlar.

Bulgaristan'da içerik bakımından sosyalist bir şiirin yaratılması, yeni yaratıcılık yönteminin oluşturulması ilk olarak Hristo Smirnenski tarafından gerçekleştirilmiştir. 1930'lu yıllarda Vaptsarov, Hristo Radevski, Mladen İssayev, Nicolay Hrelkov ve diğer komünist şairler Smirnenski'nin eylemini sürdürür ve sağlamlaştırır. 1930'lu yıllarda beliren bu bir grup ilerici yazar ve şairler arasında Vaptsarov'un şiiri ve kişiliği özel bir yer tutar. Onu Sofya edebiyat çevresinde öteki şairlerden ayıran en önemli özellik işçi oluşudur. (Vaptsarov, parti görevlisi olarak çalışma yürüttüğü son iki yılını saymazsak, yaşamı boyunca üretim alanlarında hep işçi olarak çalıştı.) Yazınsal üretiminde onun işçi oluşu, yaratıcılığı bakımından büyük önem taşır. O,işçi sınıfının gerçek evladıdır. Fabrika işçisi, lokomotif ateşçisi, teknisyendir… Kapitalist sistemin gaddarlığını omuzlarında hisseden bir emekçidir. İlerleyen yıllarda işsiz kaldığı ve ağır yaşam koşulları geçirdiği de olmuştur. Özcesi, Vaptsarov emekçilerin yaşamını ve savaşımını kenardan seyretmez; savaşımın içindedir ve bu savaşım aslında onun hayatının anlamıdır.

Vaptsarov bir işçi şair olarak şiirlerinde işçi sınıfının yaşam koşullarını, özlemlerini ve bu sınıfın savaşımını yansıtır. Bulgar şiirine ilk kez işçilerin sınıfsal psikolojisini sokmuştur tahlili yapılması çok yerindedir. Bulgar şiirinde o zamana kadar çeşitli görünümlerde olan lirik ya da trajik kahraman, Vaptsarov'un şiirlerinde işçi tulumuyla sahneye çıkar. Vaptsarov’a kadar fabrika konuları Bulgar devrimci şiirinde ciddi bir yer tutmuyordur. O ise "fabrika", "aydın ateşçi", "anı" gibi daha pek çok şiirinde fabrikayı, emekçilerin mutsuz hayatlarını güçlü ve gerçekçi bir dille anlatmakla kalmaz, onların görkemli gücünü, dünyanın yarınki efendisi olduğuna ilişkin inancı, iyimserliği de anlatır. Vaptsarov'un şiirinde "inanç" ve "kavga" ana temadır. Bu ana temayı çok yönlü işlemiştir dizelerine. İnancı; davaya inanç, öğretiye inanç, insana inanç gibi zengin örneklerle işler. Yine "kavga" temasını da çok yönlü işler, kavga kavramı onda savaşı da kapsayan genişliktedir. Hayat kavgası, faşizme karşı kavga, sinmişliğe karşı kavga, bütün bunlar Vaptsarov'un şiirinde bir tek "kavga" sözcüğüyle paranteze alınır. Ve bu ana tema eksenindeki yaratıcılığına yenilikçi biçim ve söyleyiş tarzını ekler. Vaptsarov’un yenilikçiliği söz konusu olunca, ilk akla gelen onun şiirinin genel olarak "konuşma tarzı"nda oluşu olur. Yalın, günlük konuşma diline ve söyleyiş tarzına dayanan bir şiir yaratmıştır. Adeta karşısındakine yaklaşan, ikna etmeye çalışan, bir kaç kişilik sohbette bir sorunu açıklarcasına bir üslup geliştirmiştir. Komünist şairin amacı, geniş halk yığınlarına seslenmek ve onların bilincini etkilemek, insanlara yardımcı ve yararlı olmaktır. Ve bu yenilikçi yanıyla çağının proleter şiirinin söylevsel sesleniş biçimini aşarak,"yüksek" olarak nitelendirilen geleneksel üslubun dışına çıkan bir üslupla insana, emekçi halk yığınlarına dokunmanın yolunu arar.

"Ve sen, fabrika, bir de/kat kat/duman ve kurum/yağdırıyorsun üstümüze./Boşuna! Sensin bize kavgayı öğreten/Ve biz indireceğiz/güneşi yanı başına. " dizeleriyle "Fabrika" isimli şiirinde, fabrikayla söyleşiye başlar ve orada çalışan birinci şahsın dilinden "iki adım ötedeki bahar yeli"ne çok uzak olan fabrikadaki boğucu havayı anlatır. Bununla birlikte, üreten ellerin gücüne ve yarınların bugünden farklı olmaya yazgılı olduğu inancını görürüz bu şiirinde…

Yaşam kavgasında umutsuzluğa hiç yer yoktur Vaptsarov'da. "Aydın Ateşçi" şiirinde "Karanlıkta tıkırdıyor/uykulu uykulu raylar/Tutmuyor bir yerim/öylesine yorgunum./İç geçiriyor biri :/"Umut yok…”/ Hayır! Var!/Beni bekliyor dünya./Biliyorum ben/yerimi hayatta/kaptırmam öyle/postumu ucuza./Ekmek ve özgürlük/kavgasında/onurla öleceğim/bir işçiye yakışırcasına" dizeleriyle bunu söyler bize…

"Anı" şiirinde "acıkmış motor"a gece vardiyasında on iki saat kötü kötü öksürerek küfeyle kömür taşıyan işçi arkadaşına duyduğu sevgisini duyumsarız… “Gözleri geliyor gözümün önüne/ateşçi arkadaşımın./O gözler ki içerdi adeta/kurumlar arasından/bir yol bulup süzülen/ve küçük barakamıza giren/güneş ışınlarını tek tek." Ve aynı şiirin devamında, ateşçinin ölümünden duyduğu hüznü süzer dizelerine…"Ama işte/dışarda bahar./Uzaklarda/ok gibi gidiyor kuşlar./Onları göremeyecek bir daha."

Vaptsarov, "Bir Kör" adlı şiirinde sevgi-kavga ilişkisini yalın bir biçimde önümüze getirir…"Dinle,/ve bu uyum selinin/şırıl şırıl akan suyunda/yıka gözlerini,/bak/dünya ne kadar büyük!/Dünya sende ve bende/Ve kişiliksiz dedikleri/şu yığınlarda./Ama ben seviyorum onları,/çünkü ileriye, yeni bir güne doğru/yürüyorlar adım adım/çünkü savaşıyorlar."

"İnanç" şiirinde hayatla kavgasını yaşam sevgisiyle harmanlayarak dile getirir…"Hayatla kavgalıyız,/ama sanma ki/nefret ediyorum hayattan./Tersine, tam tersine!/Sonunda bilsem öleceğim,/hayatı kaba,/çelikten pençeleriyle/yine seveceğim!/Yine seveceğim!” Aynı şiirin devamında, gelecek mutlu günlere olan inancının nasıl sarsılmaz bir güçte olduğunu dizeleri söyler bize ki Vaptsarov bu dizeleri hayatıyla da doğrulamıştır…"İnancım/zırhla kaplıdır göğsümde/ve bu zırha işleyecek/kurşun icat edilmemiştir henüz!/İcat edilmemiştir!"

Vaptsarov'un şiir evreninde dolaşmaya başlamışken, aşk evrenini aktarmamak olmaz. Koçerinovo’daki kâğıt fabrikasında çalıştığı süreçte ilk yazınsal ürünlerini vermeye başladığını dile getirmiştik. Bir zaman sonra dar bir çevre içinde de olsa adı ve şiirleri duyulmaya başlamıştır. Bir gün fabrikada çalıştığı sırada ileride eşi olacak olan Boyka ile tanışacaktır. Bu karşılaşma-aşk-ilişki hikâyesinin anlatımında Boyka Vaptsarov ile 1979'da yapılan, yaşamları hakkında epeyce veri bulunduran röportajı kaynak alacağız. 1932 yılıdır. Boyka ve bir grup arkadaşı Barrakova köyünde toplanmışlardır. Nicola Vaptsarov'un o yakınlardaki kâğıt fabrikasında çalıştığını bilen Boyka'nın arkadaşları, onu görmeye gidelim derler. Fabrika kapısındaki bir adam daha sonra görebileceklerini söyler. Öğleyin bir lokantada Vaptsarov ile karşılaşıp tanışırlar. Daha sonra hep birlikte kıra giderler. Gençler şarkı söyleyip dans eder. Vaptsarov’la edebiyat üzerine sohbet ederler. Vaptsarov onlara şiirler okur. Boyka, "Vaptsarov sürekli bana bakıyordu. Karşılıklı bir ilgi doğdu ve orada birbirimize âşık olduk" diye anlatır. Boyka, iki ay sonra liseyi bitirip Sofya Üniversitesi'ne yazılır. O da bir zamanlar Nicola'nın istediği gibi edebiyat okumak istiyordur. Aynı zamanda Vaptsarov, Boyka'ya mektuplar yazmaktadır. Ve Boyka bu süreci yalın ifadelerle "Evlenme teklifinde bulundu. Bir sevgilisi vardı, ondan ayrıldı. İlk elde bu teklife yanaşmadım. Çünkü ben çok yoksul bir aileden geliyordum. Onun ailesi ise yörede tanınmıştı. Ancak o benim tavrımın saçma olduğunu söylüyordu.1932 yılında faşist Makedon örgütü Vaptsarovları sürekli olarak tehdit ediyordu. Bu arada ben de tehdit altındaydım. Sofya'da yüksek öğrenimimi yarıda bırakıp Koçerinovo'ya geldim. 11 Şubat 1934'te evlendik" diye anlatır.

Vaptsarov ve Boyka'nın fabrika ziyaretinde tanışmalarıyla başlayan ve ilk günkü kır gezisinde aralarında doğan bağın, yaşamlarını bir aşkla kesiştirdiğini görürüz. Nikola cephesini ilk karşılaşma anından ele alacak olursak, hem yurdumuz şairlerinden Edip Cansever'in "Her sevda başlangıçtır bir yenisine " dizesini doğrular hem de ilk karşılaşmada hissettiği duygularının peşine düşüşüyle, aşkı için de kavgayı tercih edişini göstererek yaşamının her alanını tutarlı kılar. Henüz evlenmemişken Boyka'ya yazdığı aşk mektupları, onun aşkı duyumsayış ve kavrayış biçimini ortaya koyar. Buna örnek olarak 19.01.1933 tarihli mektubunun bir kesitinde "Aşkımızda yalnızca güneşin yer alacağı, sevgimizin yalnızca hoş, kaygısızca söylenen bir şarkı olacağını hiçbir zaman sanmadım. Hatta böylesi bir sevgiyi arzulamıyorum bile. Düşün bir, böyle bir aşk ne kadar sade ve renksiz olur. Düşün, ne kadar boştur aşkın böylesi. Böyle monoton bir "sevgicik" yalnızca duygudan yoksun, güzeli ve kötüyü ayırt etme sezgisinden yoksun kimseler için var olabilir. Aşkımızın çok renkli olabilmesi için akılcı bir biçimde çeşitli yönler araştırmamız gerektiğini söyleme dileğinden uzağım. Yaşam bizim önümüze bin bir sorun koyacaktır. Bunları herkes kendi tarzında çözümleyecektir. Ve sonra bu sorunları genelleştirmek için bizim kişiliklerimiz karşılaşacaktır. Bu uğraşta birinin ötekine dönüşümü benim için aşkta en yüksek aşamadır" der. Ve Vaptsarov'un böylesi bir aşk tarifi bize yine yurdumuz şairlerinin dizelerini konuk ettiriyor:"ve ikide bir aklıma düşüyor aynı soru/- Aşkı bilmiyorsam nasıl değiştiririm/kendimi, seni ve bütün dünyayı"

Nikola, Boyka ile evlendiği dönemde Bulgaristan Komünist Partisi üyesiydi ve partide aktif olarak çalışmalar yürütüyordu. Nikola ve Boyka'nın yaşam koşulları oldukça zordu. Boyka, "İlk oturduğumuz ev, bir oda bir mutfaktan oluşan bir fabrika eviydi. Evimizde bir divan, bir masa, bir iki sandalye vardı. Bunlar da zaten eve aitti. Biraz da çeyizim vardı. Kocam teknisyen olduğu için işçilere oranla daha iyi aylık alıyordu. Ancak eli çok açıktı. Herkese para veriyor, sonra arkasını aramıyordu. Kardeşi Boris'e de yardım ediyordu. O zamanlar ayda 3200 leva kazanıyordu. Ama bunun dörtte biri eve giriyordu. Çünkü peşin para çekip arkadaşlarına borç veriyordu. Bize kalan parayı da kitaba ve yemeğe harcıyorduk." diye anlatır. Vaptsarov fabrikada işten vakit bulduğu zamanlarda şiir dışında kültürel çalışmalar da yapıyordu. Amatör bir tiyatro topluluğu da kurmuştu. O dönemde yazdığı bir piyes, Bulgaristan'ın ilk işçi piyesi sayılır. Bu piyesin kahramanları işçilerdir. Hatta bu yapıt otobiyografik sayılabilir. Oyundaki mühendis Vaptsarov'un kişiliğine çok benzer. Genç mühendis de adil bir toplum düzeni için savaşır. Tıpkı Vaptsarov gibi gerekirse hayatını davası için feda edecektir.

Evliliklerinin ilk ayları bu şekilde seyrederken Vaptsarov, ülkedeki faşist rejimin tehditleriyle karşılaşır ve çok geçmeden çalıştığı fabrikadan kovulur. O dönemde Bulgaristan'da işsizlik alıp başını gitmiştir. Nikola fabrika fabrika iş arar. Başvurduğu işyerleri iki gün sonra gel demekte, bu zaman aralığında soruşturma yapmakta ve komünist olduğu için de işe kabul edilmemektedir. Boyka o günleri, "Elimizde biraz para vardı. Çabucak tükendi. Küçük çocuğumuz hastalandı. Üç gün içinde öldü. Onu gömmeye paramız yetmiyordu. Ressam Boris Angeluşev yardım etti. Bir tabut aldı." diye anlatır.

Bu uzun iş arama uğraşının ardından 1936 Mayısında Sofya'ya taşınırlar. Buraya taşınmaları Vaptsarov bakımından bir bakıma iyi olmuştur. Burada ilerici-devrimci yazarlar, sanatçılar çevresine girer. Nikola artık daha bir hevesle şiir yazmaya koyulur. Bunlar yeni tarzda şiirlerdir. O sıralarda demir yollarına makinist-ateşçi olarak işe de girer. Bu çok ağır bir iştir. Günde 10-12 saat kömür taşımaktadır. Parasızlıktan bu işi kabullenmek durumunda kalırlar. Fakat Nikola kısa zamanda hastalanır, zayıflar, kan kusmaya başlar. Neticede bu işi bırakmak zorunda kalır, aynı dönemde Boyka da işinden atılır. Zor koşullar altında günlük yaşamlarına devam ederler. Çok çeşitli arkadaşlıklar kurarlar. Yazarlar, ressamlar, işçiler, teknisyenler, öğrenciler, komşulardan oluşan. Akşamları dost ziyaretlerine gider gelirler. Hiçbir kültür olayını kaçırmazlar. En ucuz biletten alıp sürekli sinemaya, sergilere giderler. Boyka o yılları anlatırken, "Vaptsarov'un fotoğraflarına bakarsanız hep aynı takım elbiseyle görürsünüz. 6 yıl aynı takım elbiseyle dolaştı. Yalnız gömleklerini değiştirirdi" der. Zaman zaman işsiz kalarak iyice zorlaşan yaşam koşullarında birbirlerine olan sevgilerini hırpalamadan yaşam kavgasını sürdürürler. Nikola bu kısıtlı şartlarda geceleri uykularından çalarak şiirlerini yazmaya devam eder.

Şiirlerinde anlattığı "kavga" kendisiyle birlikte insanlığın ezici çoğunluğunun kavgasıdır. "Karşılıklı Kavga" şiirinde yine kendine özgü tarzıyla hayatla söyleşiye koyulur, ona laf atar. Daha sohbetinin başında…"Biri düşecek,/birimiz yenilecek/ve sensin yenilecek olan" der. Hayatı karşısına almıştır ve dünyanın her yerinden ses olur sözleri… "Hatırladın mı bir çocuk öldü / Paris'te, barikatlarda… /              Bir çocuk öldü/kanlı gericilikle/ savaşta/…/Hatırlıyor musun/o sokak çocuğunu ?/O bendim!/…/Teksas'ta bir işçi,/Cezayir'de bir hamal,/şairim…/Her yerdeyim ben!/Her yerde!” Ve yenilecek olanın ardından doğacak olan yeniyi de tarif eder aynı şiirinin devamında…"O zaman,/ hep birlikte,/ senin yerine,/ter ve emekle/bir hayat kuracağız/istenen ve gereksinen/ama/ne hayat olacak! "

Bir Ülke Üstüne Türküler/Mektup adlı şiirinde dizeleri Madrid kapılarına ulaşır…"Anne,/Fernandez öldürüldü!/ Fernandez / toprağa gömüldü! / Fernandez / artık yaşamıyor!/ Fernandez / ovalarda yatıyor/ Madrid kapılarında. " Bir bakmışız ki dizeleri doğayla sarmaş dolaş olmuş, mevsimleri selamlıyor… "Dışarda leylak kokusu,/dışarda mavi gökyüzü./Dostum, duyuyor musun kuşları?/Dışarda bahar! Merhaba!”

Vaptsarov'da inanç, yaşamın ana maddesidir. "Korkmayın Çocuklar" şiirinde çocuklara seslenir…"Ve ben, yemeğim olmadığından/elimden başka şey gelmediğinden/n'apayım/inançla/besleyeceğim sizi. " der.

"Mektup" adlı şiirinde az rastlanılacak türden şairce bir özeleştiri görülür. Devrimci mücadelesinin öncesini ve sonrasını lirik bir anlatımla aktarır. Ona göre öncesi, bilinçsiz gençliğin çaresizliği ve umutların soğumuşluğu demek iken; mücadeleye başlamak, yeniden doğuş demektir. Bu yeniden doğuşu koşullayan inançtır ve dizelerinde bu inancı tarifler…"Ben ki bir ot yatağı paylaştım seninle/ve işte anlatmak istiyorum sana/nasıl canlıyım bugün, nasıl derin inancım./Şakaklarımda delik açmamak için/beni durduran/ işte bu./Yüreğimizdeki o kini/ bugün/budur/ kaynayan/ bir kavgaya/  dönüştüren."

Hayatında kaybettiği, soğuyan her şeyi yeniden kazanabilecek tek güç, bu inançtır. Bu, bireyin sarsıcı değişikliğe uğradığı sevinç türküsüdür.

Bulgaristan'da bazı devrimci yazarlar dikta rejiminin yaşandığı ağır koşullarda yazmaktan vazgeçiyorlardı. Onlar bütün gücün illegal ve silahlı direniş eylemlerine yöneltilmesi kararındaydılar. Hatta Vaptsarov bile 1941 yılında "Hayır, şimdi şiirin zamanı değil" başlıklı bir şiir yazmıştı. Fakat her şeye rağmen o, hem devrimci mücadelesini yürüttü hem de hayatının son saatlerine dek şiirlerini yazdı.

Nitekim 1942 yılında Nikola Vaptsarov tutuklanır. 19 Temmuz'da karar okunur ve 12 kişi ölüme mahkûm edilir. Kurşuna dizileceklerdir. Son gün eşi Boyka onu çok kısa da olsa üç kez görebilir. Üç dakika süren ilk görüşmesinde Nikola onu zor durumda bıraktığı için özür dilemektedir. O zamanlar yasa gereği komünist mahkûmlar hükümete yarım milyon leva borçlanıyorlardı. Bu yasa komünistlerin akrabalarını yıldırmak içindi. Nikola özellikle de Boyka'yı bu büyük borcun altında bıraktığı için özür diliyordu. Boyka’nın ikinci görüşmesi tel örgüler arasında olur. Nikola, Boyka’yı görünce "Doğu cephesinden ne haber var?" diye sorar ve beş dakika süren bu görüşmede bir şey vermek istiyor gibidir. Dakikalar bittiğinde Boyka'nın elini sıkar ve bir şey bırakır. Boyka dışarı çıktığında bakar, bu bir kâğıt parçasıdır. Kâğıtta o gün yazdığı iki ünlü şiiri yazılıdır. Aslında o gün saat 11.00’de Mladen Issayev'e verdiği defterde "Kavga amansız ve katı" diye başlayan şiirin ilk kıtası vardır. Boyka’ya verdiği kâğıtta ise saat 14.00 notu düşülen ikinci kıtasıdır. Boyka’nın üçüncü ve son görüşmesinde Vaptsarov ona öneriler iletmektedir. Boyka’nın işinden atılacağını bildiği için mimarlık okumasının iyi olacağını söyler. Ve zaferden sonra Albay Radoynov'un (BKP-Merkez Komitesi'ne bağlı Merkezi Askeri Komisyon'un başkanı, faşistler tarafından öldürüldü) adını taşıyan bir çocuk yuvası yapmasını ister. Nikola son anına kadar hayatla canlı kanlı bağ kuran sözlerini sürdürür. Bir yanlarında da o gün kurşuna dizilecekler arasında olan Anton Popov ölmeden önce nikâhlanmaktadır. Nikâh töreni bitmek üzeredir fakat papaz, çiftin birkaç dakika daha birlikte olabilmeleri için duayı uzattıkça uzatmaktadır. Boyka’nın onun için ne yapabileceğini sorusuna Nikola şiirlerini korumasını, zaferden sonra onları yayınlatmasını rica eder. İlk redaktörünün de Hristo Radevski (Nikola'nın yakın dostu,1930'ların önemli şairlerinden) olmasını ister ki öyle de olacaktır. Son defa sarılıp ayrılırlar.

23 Temmuz 1942, saat 21.00'de henüz 33 yaşında olan Nikola Vaptsarov yanındaki BKP'nin Merkez Komite Sekreteri Anton İvanov, yoldaşları Anton Popov, Peter Bogdanov, Atanas Romanov ve Georgi Minçev'le birlikte kurşuna dizilerek katledilir. Komünistler idam mangası önünde, Hristo Botev'in "Özgürlük uğruna düşen ölmez!" şarkısını söylerler.

Ertesi sabah Boyka, Vaptsarov'un annesiyle birlikte 6 devrimcinin gömüldüğü mezarlığa gider. Gelenekleri gereğince mezarlığa yiyecek içecek getirmiştir. Vapsarov, bana yiyecek getirmeyin, yiyecekleri hapishanedeki yoldaşlarıma götürün isteğinde bulunduğu için Boyka getirdiği yiyeceklerin arasına onun yazdığı son şiirlerini koyarak hapishanelere ulaştırır. Boyka'nın bu çalışması ürün verir ve Vapsarov'un son şiirleri hızla yayılır. Vapsarov’un şiirleri toplu olarak “Motor Türküleri” adıyla ölümünden sonra basılabilmiştir. Onun şiiri yaşadığı dönemde gerek sosyalist içerikli şiir cephesindeki geleneksel tarzın dışında kendine özgü yeni bir üslupla yazışından gerekse faşist rejimin sansürünün etkisiyle geniş kitlelere ulaşamamıştır. Ne var ki yenilikçi tarzda, zengin söyleyiş biçimi kullanan Vaptsarov'un devrimci şiiri ölümünden sonra ün kazanmış ve çeşitli dillere çevrilerek ülke sınırlarını aşmıştır (1). Onun son gününde yazdığı o iki şiire gelince,"Veda(karıma)" şiiri için aşk temalı tek şiiridir diyebiliriz.  "Geleceğim bazen uykudayken sen/Beklenmedik, uzak bir konuk gibi./Sokakta, bir başına koyma beni/Kapıyı sürgüleme üstümden./Usulca girecek, bir yere ilişeceğim/Bir zaman, karanlıkta, bakacağım yüzüne./Görüntün doyasıya dolunca gözlerime/Seni kucaklayacak ve çıkıp gideceğim." (Çeviri: Ataol Behramoğlu)

Ve o son gününde yazdığı ikinci şiiri, mücadeleye adanmış yaşamının en sade, en güçlü ifadesidir. "Kavga amansız ve katı./Kavga, dedikleri gibi destansı./Ben düştüm. Yerimi başkası alacak… o kadar./Burda, bir kişinin lafı mı olur?/Kurşuna diziliş, dizildikten sonra kurtlar./O kadar yalın ve akla yatkın./Ama birlikte olacağız fırtınada,/halkım, çünkü sevdik seni."

Komünist işçi ve şair Vaptsarov’u bugünün insanlarına, özlenen adil bir dünyayı yaratma eyleminde yerini alacaklara anlatmayı tarihe bir borç biliriz. Onda cisimleşen inanç ve kavga, bugünün insanlarının yolunu aydınlatacaktır. Onu ve işçi tulumuyla yarına yürüyen, yarını yaratan yalın dizelerini hep sevgiyle anacağız.

 

AÇIKLAMA:

(1)Nicola Vaptsarov'un Türkçe'ye çevrilmiş şiirlerinin tamamı İngilizce, Rusça, Almanca ve Fransızca gibi ikinci dillerden çevrilmiştir. Bir şiirin öz ve biçimini, özgünlüğünü bir dilden bir diğer dile çevirmenin güçlüğü aşikârdır. Bulgar dilbilimcisi Sider Florin ise ikinci bir dilden çeviri için "yansımanın yansıması" ifadesini kullanır haklı olarak. Vaptsarov'un şiirlerinin de ikinci bir dilden çevrildiğini hesaba katarsak bu "yansımanın yansıması" güçlüğünden payını almıştır. Sadece en yaygın bilinen "Veda" şiirini ele alacak olursak, Türkçe’de aralarında farklar olan dört ayrı çevirisi olduğunu söyleyebiliriz. Fakat çeviri şiirin tüm zor yanlarına rağmen yine de eldeki veriler Vapsarov'un şiirini genel hatlarıyla tanımamıza katkı sunmaktadır. Yukarıda yer verdiğimiz Vaptsarov şiirleri ("Veda" şiiri dışındakiler) Erdal Alova çevirisidir.

KAYNAKLAR:

1-Prof.Dr.Davçev : “Nicola Vaptsarov: Bulgar şiirinde bir yenilikçi”

2-Erdal Alova : Vaptsarov’un şiirinde iki hareket noktası

3-Doç.Dr.Melahat Pars: Nicola Vaptsarov’un Edebi yaratıcılığı ve Türkçe’ye kazandırılan şiirleri

4-Röportaj (Erdal Alova’nın yaptığı): Şairin Eşi Boyka Vaptsarov ile konuşma

5-Heves Demir:”Özgürlük uğruna düşen ölmez” (Sanat ve Hayat dergisi/Sayı:39)

 

Yorum Yaz

seven − three =