Paylaş

İSPANYA BAHARINDAN ÇALINAN BİR ÇİÇEK: FEDERİCO GARCİA LORCA

 

"Elinde ne var

İlkbaharımsı ?"[i]

Eğer doğadan bir mevsim hali seçmek gerekseydi şaire, Lorca için ilkbahardır derdik. Çünkü o tıpkı bahar gibi, yaşadığı çağda yeniyi üreten bir akıl ve yürek. İşte Lorca'dan bir "İdil": "Söyleyeyim isterdin sana/ baharda ne gizlilik varsa./ Ve ben saklıyorum o gizi/ çamın sakladığı gibi./ Öyle bir ağaç ki bin yolu/ gösteren bin parmakla dolu./ Irmak yavaş akar, sevgilim,/ ama neden, hiç söyler miyim?/ Ama bakışının kül göklerini/ koyacağım havuzuna sesimin./ Dön esmer, dön etrafımda!/ Ama sakın yapraklarımdan./ Dön boyuna, dön fırdolayı,/ ol da aşkın bostan dolabı./ Ah! Söyleyemezdim yine de sana/ baharda ne gizlilik varsa."[ii]

Federico Garcia Lorca 5 Haziran 1898'de Granada yöresindeki Fuente Vaqueros kasabasında doğar. Geniş toprak sahibi bir ailede dünyaya gelir, anne ve babası aydın kişilerdir. Annesi evlenmeden önce öğretmenlik yapan, şiirle ve müzikle ilgilenen bir kişidir. Babası topraklarının verimliliğinden, ailesinin rahatından başka şey düşünmeyen bir adamdır. Endülüslü şairin çocukluğundan itibaren doğayla iç içe bir yaşamı vardır. Çocukluğu, gündüzleri çiftlikte ekinler, çiçekler ve böcekler arasında koştururken, geceleri ise dadısının masallarını, halk ezgilerini dinleyerek geçer. Çocukluğunu geçirdiği bu ortamın, onun sanatına önemli katkıları olmuştur. Lorca o yıllardan "Kırları seviyorum, çocukluğumun en eski anılarında toprağın tadı var. Çayırlar, tarlalar benim için harikalar yarattı. Korkar vahşi hayvanlar, toprakta yaşayan insanlar, çobanlar, gökyüzü ve yalnızlık tam bir yalınlık… İnsanların yazdıklarımı bir şairin cüreti olarak düşünmelerine şaşıyorum. Hiç de öyle değil, onlar otantik ayrıntılardır ve pek çok insana garip geliyor. Çünkü hayata çoğu kez böyle yalın ve dosdoğru biçimde bakarak ve dinleyerek yaklaşamıyoruz." diye söz eder.

lorca-dibujoSağlık sorunları olduğundan ilk eğitimini annesinin ve ateşli bir cumhuriyetçi olan Antonia Rodriguez Espinosa'nın gözetimi altında alır. Duygusal ve doğaya tutkundur. Kukla ve çocuk tiyatrosu oyunlarına merak salar. Ailesi daha sonra Lorca'nın eğitimi için Granada'ya yerleşir, liseyi burada okur. Bir yandan da müzik eğitimi almaktadır. Lorca için şair olmadan önce müzisyendir diyebiliriz, ayrıca resimle de ilgilenmektedir. Granada, Lorca'nın yaşamıyla bütünleşecektir. Bir konuşmasında, "Granadalı olmanın, bende zulüm görmüş olanlara -tüm Granadalıların içinde taşıdığı çingeneye, zenciye, Yahudiye, Faslıya- karşı sempati yarattığına inanıyorum." diyecektir. Lorca, ergenliğe adım atarken, kendisinde yaşıtlarından farklı cinsel eğilimler sezinler. "Kendisindeki bu cinsel eğilim hep bastırılmış olarak kalmak zorundadır ve bu baskı Lorca’nın üzerinde, ileriki yıllarda yaşayacağı ruhsal bunalımı da hazırlayacak içedönüşler yaratır. Baskı oluşturan kültürel gelenekle hesaplaşması, kullandığı sembolik dilin içerdiği eşcinsel imgelerde ve gelenek karşısında tutku ve özverinin yücelttiği şiir ve oyun temalarında dışa vurulacaktır."[iii] Granada'yla kurduğu etkileşime baktığımızda, egemen kültürün dışladıkları ve yok saydıklarıyla girdiği yakınlaşmanın, bir anlamda da kendi kültürel ve özsel yabancılığının kader ortaklığı farkındalığından olduğunu söyleyebiliriz.

"Ah çingenelerin kenti, her yerinde bayraklar/ söndür yeşil ışıklarını, korucular geliyor./ Kim görür de unutur seni./ Ah çingelerin kenti."

Şairlerin çoğu birbirinin geliştirdiği bir şiiri kaynak alırken, Lorca'nın esin kaynağı halk yazını olmuştur ve özellikle de Endülüs halk yazınından esinlenmiştir. Halk şarkısı, oyunu, dansını gözeterek ve buna kendi lirizmini de ekleyerek yeni bir öz yaratmıştır. Bu ona, içinde bulunduğu 27 kuşağı şairleri arasında apayrı bir yer sağlamıştır.

"Senin olsun mavi göğün/ ben de ödünç alırım yüreğini bir arkadaşın,/ ırmakları olan bir yürek ve pınarları/ ve demirden bir bülbül ki/ dayanır çekicine yüzyılların."

Granada'da başladığı hukuk öğrenimini Madrid'de sürdürür. Henüz üniversitedeyken şiir yazmaya başlar ve bir yandan da tiyatro grubu Barraka'nın yöneticisi olarak bütün İspanya'yı dolaşır. Hem bu gezileri hem de resim ve müzik yeteneği sayesinde şiirini görsel ve işitsel unsurlarla geliştirir. 1917'de ilk kitabı "Simgesel Düşlem", 1918'de ikinci kitabı "İzlenimler ve Manzaralar" yayınlanır. Devamında "Şarkılar" kitabı basılacaktır. Ona uluslararası ün kazandıracak kitabı ise 1928 Ağustos’unda yayınlayacağı "Çingene Romansları"dır. Madrid'de olduğu dönemde Juan Ramon Jimenez, Luis Banuel, Manuel de Falla gibi değişik sanat dallarında ün yapmış sanatçılarla da bağ kurar. 1921 yılının sonuna doğru Residencia'da Salvador Dali'yle tanışır. Anlaşmazlıklar, çatışmalarla dolu ama sağlam bir dostluk kurarlar. Bundan sonraki yıllarda sanatsal yaratılarında birbiriyle etkileşime geçer iki sanatçı. Kimilerine göre Lorca yazmış olduğu "Salvador Dali'ye Od", "Küçük Viyana Valsi" ve daha pek çok şiirinde ressam Salvador Dali'ye olan aşkını anlatmıştır. Ayrıca Lorca döneminin koşullarında oldukça cesur bir çıkışla 1933 yılında yapacağı Meksika ve Küba ziyaretlerinde eşcinsel olduğunu açıklayacak ve Katolik kilisesiyle arası açılacaktır.

Lorca'nın şiirle, tiyatroyla, seyahatlerle, konferanslarla akıp giden üretken bir sanat yaşamı vardır. Hayranı olduğu büyük İspanyol ozanı Gongora'nın ölümünün 300. yıldönümü dolayısıyla vereceği bir konferansta "Bir ozan, beş duyunun profesörü olmalıdır; sırasıyla görmenin, dokunmanın, işitmenin, koku almanın ve tat almanın." der. "Durgun Su, Son Şarkı" şiiri, doğayı güçlü lirizmiyle duyumsayışını hissettiren şiirlerinden bir örnektir: "Gece oluyor işte./ Dövüyor ay ışınları/ akşamın örsünü./ Gece oluyor işte./ Şarkı sözleri giyiniyor/ Koca bir ağaç./ Gece oluyor işte./ Beni görmeye gelirsen/ Havanın yollarından./ Gece oluyor işte./ Beni ağlar görürsün/ Koca kavaklar altında/ Hey esmer!/ Koca kavaklar altında."[iv]

1923'te hukuk fakültesini bitirir. Tiyatro çalışmalarını da sürdürmektedir. "Mariana Pineda" adlı oyununu yazar. Mariana Pineda (1804-1831), bir bayrak üzerine özgürlükçü sözler işledi diye ölüme mahkum edilen Granadalı bir kadındır. Lorca bu isimle, henüz çocukken tanışmıştır, arkadaşlarıyla halka olup onun türküsünü söylemişlerdir. Lorca kısacık ömrüne Yerma, Kanlı Düğün, Bernardo Alba'nın Evi ve daha pek çok tiyatro yapıtları sığdırmıştır. Tiyatro ve şiir iç içedir onda.Yapmış olduğu bir konuşmada kendisine dair "Tüm insanların kardeşiyim. Politikacı değilim ama her gerçek şair gibi devrimciyim. Siyasal sınırlara inanmıyorum" der. Ve yaşamı boyunca şiirler, oyunlar yazar, gezici tiyatrolar aracılığıyla İspanya'nın en uzak köylerine dahi sanatını taşımaya çalışır. Kent kent, ülke ülke dolaşıp konferanslar verir. Lorca için çağdaşlarının "En yaratıcısı, en gelenekseli ve en İspanyol'u" tanımı yapılması şaşırtıcı değildir. Şiirlerinde halkının acılarını yansıtır. "Ağıtlara Kaside" şiirinden bir kesit: "Kapadım balkonumu/ duymayayım diye ağıtlar;/ ne var ki boz duvarlar ardından/ duyulan ağıtlar, yalnız ağıtlar…"[v]

Lorca'nın şiirlerinde ölüm temasının yer tuttuğunu görürüz. "Şaşırtı" şiiri: "Ölmüş, sokakta kalakalmış,/ göğsünde de bir hançer./ Kimse tanımıyor onu./ Nasıl da titriyor fener!/ Anacığım./ Nasıl da titriyor/ sokak feneri!/ Gün doğuyordu./ Kimseler yansımadı sert havada/ açık kalmış gözlerine./ Ölmüş de sokakta kalakalmış,/ göğsünde de bir hançer,/ hem de tanımıyor onu kimseler."[vi]

Şimdi de kendi ölümüne yaklaşımından bir örnek, "Anımsatma" şiiri: "Ölünce,/ gitarımla gömün beni/ kumun altına./ Ölünce/ portakallar/ ve naneler arasında ben./ Ölünce/ gömün beni isterseniz/ bir fırıldağa./ Ölünce."[vii]

Yine ölüm teması geçen bir şiir ki, ölürken dahi yaşama dokunmak isteyişin ifadesidir "Elveda" şiiri: “Ölürsem/ açık bırakın balkonu./ Çocuk portakal yiyor./ (Balkonumdan görüyorum onu.) / Orakçı ekin biçiyor./ (Balkonumdan işitiyorum)/ Ölürsem/ açık bırakın balkonu!”[viii]

Onun yaşama azmi tazedir hep. İşte "Yeni Yürek" şiirinin ilk dizeleri:"Yüreğim bir yılan benzeri/ Sıyrıldı eski gömleğinden,/ işte balla, yarayla dolu/ arasında parmaklarımın"

Adil olmayan bir dünyanın yaldızlarını döker dizeleri."Roma'ya Doğru Haykırış" şiirinden bir kesit: “Çünkü hiç kimse kalmadı ekmeği, şarabı bölüşecek/ Hiç kimse ölümün ağzında ot yetiştirecek/ Hiç kimse dinlenmenin dokusunu, liflerini ayıracak/ Hiç kimse fillerin yaralarına gözyaşı dökecek/ Sadece bir milyon demirci var sadece/ Geleceğin çocukları için zincirler döğen/ Bir milyon marangoz/ Haçsız tabutlar çakan/ Ve sadece bir yas kalabalığı/ Baloya az kala düğmelerini çözen,/ Diyorum, Güvercini aşağılayan o adam konuşmalıdır/ Sütunların arasında çırılçıplak haykırmalıdır/ Cüzzamına eğilmek için bir böcek olmalı/ Ve öyle korkunç ağlamalıdır ki/ Gözyaşlarının yüzükleri ve elmas telefonları sıyrılıp gitmelidir."

Ve şiirinin devamında dizeleri, özlemi çekilen dünyanın sesindendir: "Ve müziğin, yağın mapusanelerini yerle bir ediyor,/ Her sabah ekmeğimizi yeniden istediğimiz için/ Alıç çiçeğimizi ve tanelenmiş sürekli sevecenliğimizi/ Meyvalarını herkese sunan dünyanın/ Gerçekleşsin diye isteği."[ix]

Lorca’nın şiiri eski halk yazınından esinlenen örnekleriyle, her biri bir simgeye çıkan doğa unsurlarıyla, geniş kültürünün yansıması olan mitolojik öğeleriyle zengin motiflere sahiptir ve bu zenginliği sayesinde dünya edebiyatında hak ettiği yeri bulur. Şiirleriyle, oyunlarıyla durmaksızın üreten bu ilerici şairin sanatı her zaman halkının yanındadır. El Sol gazetesinde tiyatro ve sanat üzerine verdiği bir demeçte "Hiçbir şeyi olmayanların, hiçbir şeyi olmamanın erinci bile kendilerine çok görülenlerin yanında olacağım her zaman." der. La Voz gazetesine verdiği bir başka demecinde ise "Dünyada paylaşım eşitsizliği sürdükçe düşünmek diye bir şey olmayacaktır. Büyük Devrim geldiğinde yaşanacak coşkuyu, sevinci bir düşünsenize. Gerçek bir sosyalist gibi konuşuyorum, değil mi?" der. 9 Şubat 1936'da Lorca sanatçı arkadaşlarıyla birlikte faşizm karşıtı bir bildiriyi imzalar. Ardından ünlü ozan Antonio Machado ve birtakım aydınlarla birlikte "Evrensel Barış Birliği"nin bildirisini imzalar. Ülkesindeki ve dünyadaki toplumsal muhalefetle iç içedir. Yine ozan arkadaşlarıyla birlikte, Brezilya'nın devrimci lideri Carlos Prestes'in hapisten salıverilmesini isteyen bir bildirinin de imzacısıdır. İç savaş koşullarında faşist grupların hedefi olacaktır. Ölüm fermanının çıkarılmasına gerekçe olarak, sivil muhafızların kanlı yüzünü teşhir etmek için yazdığı "İspanyol Sivil Muhafız Baladı" şiiri gerekçe gösterilir: "Karadır atları, kapkara/ Nalları kapkara demir/ Pelerinlerinde parıldar/ Mürekkep ve mum lekeleri/ Ağlamak nerede, onlar nerede/ hepsinin de kurşundan beyni/ Yoldan ağır çıkageldiler/ gönülleri cilalı deri./ O çılgınlar, o gececiler/ boğarlar geçtikleri yeri/ Zamk karası bir sessizliğe/ ve bir dehşete kum incesi…"

Nitekim Lorca, 16 Ağustos 1936'da İspanya'yı kana bulayan Franco faşizminin eline düşecektir. Akşam vakti Franko'cu Granada hükümetinin polisleri Lorca'yı gözaltına alır. Gözaltına almaya gelen adamların başında Ramon Luiz Alonso vardır. Lorca'nın evinde kaldığı arkadaşı Miguel'in "Ne istiyorsunuz arkadaşımdan, size ne yaptı ki?" sorusuna karşılık Alonso, "Kalemiyle çok zarar verdi bize, başkalarının silahla verdiğinden daha çok" yanıtını verir. Henüz 38 yaşındaki usta şair, 19 Ağustos 1936'da Granada'nın Viznar Vadisi'ne bir ölüm kamyonuyla götürülerek faşist sivil muhafızlar tarafından kurşuna dizilir. Cinayete katılan sivil muhafızlardan biri Lorca'nın son anlarını anlatırken "Metin, muhteşem bir gururla yürüyordu… Ve konuştu. Garcia Lorca metanetle, hiç titremeyen bir sesle konuştu. Sözleri güçlüydü, aman dilemiyordu." der. Baskı ve zulüm karşısındaki bu dirençli duruş, dünyanın her yerinde devrimci bir gelenektir. Elbette Lorca'yı sözlerini tamamlayamadan kurşunlayan gericilik, onun yaşamı ve ardında bıraktığı sayısız eseriyle tarihte bırakacağı aydınlık ize engel olamamıştır. Pablo Neruda'dan Nicolas Guillen'e, yurdumuz şairlerinden Turgut Uyar'a kadar, dünyaca ünlü pek çok şair, Lorca'ya ithafen şiirler yazmıştır. Ve Lorca dün olduğu gibi bugün de dünyanın en seçkin şair ve sanatçıları arasındaki yerini korumaktadır.

Mezarının yeri bilinmese de o, dünyanın her yerinde dizeleri okundukça açık kalan balkonundan bizi işitiyor olmalı. Tıpkı aradan geçen onca yıla rağmen bizim onun dizelerini işittiğimiz gibi… Son sözümüz yine Lorca’nın dizeleriyle: “Ölmüştür ay, ölmüştür ama/ dirilecek bahar olunca…”[x]

KAYNAKLAR :

1- SAİT MADEN: Cinayet Granada'da İşlendi / Çekirdek Yayınları

2- DOÇ. DR. YILDIZ CANPOLAT: Federico Garcia Lorca'nın Ozanlığı

3- HİCRİ İZGÖREN: Irmakları Olan Bir Yürek / özgür gündem.org

4- ENGİN DOĞANCI: Yanık Bir İspanyol Ağustosu / soL Haber Portalı

5- SİNEM ÖZLEK: Lorca Dosyası "Federico Garcia Lorca Hakkında…"

6- RECEP MARAŞLI: Dali ve Lorca'nın Aşkı / kaosgl.com

7- METİN KIZIK: Lorca'nın Kalemi, Dali'nin Paleti… / cumhuriyet.com

 


[i] Federico Garcia Lorca / Küçük Alanın Şarkısı /Çev: Sabri Altınel

[ii] Çeviren Sait Maden

[iii] Sinem Özlek: Lorca Dosyası "Federico Garcia Lorca hakkında…"/ provagunlukleri.blokcu.com

[iv] Çeviren Sait Maden

[v] Çeviren Sait Maden

[vi] Çeviren Sait Maden

[vii] Çeviren Sait Maden

[viii] Çeviren Sait Maden

[ix] Çev: Cemal Süreya- Tomris Uyar

[x] Çeviren Sait Maden

Yorum Yaz

two × one =