Paylaş

Jenosid Soykırım Nijadkuji

           

Em em jinen Kurdan e

Mirin ji bo me erzan e

Le namus ji bo me giran e

Em lez kin bilezinin

Biçin ser pira Mala Bade

Bi desten hev bigirin ü bavejin

Aven çem behr ü deryan e

Bila goşten me bibe xvarina mişk, mar ü masiyan e

Le cesede me nekeve deste eskere benamüs

Eskere Roma reş eskere Tirkan e

Ezidi Ağıdı

Yaşar Kemal Bir Ada Hikayesi serisinde, Türk burjuva devletinin kuruluş sürecinde küçük Asya'da yaşanan halklar dramını çarpıcı bir biçimde anlatır. Serinin ilk kitabı olan Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana, bu coğrafyada Ermeni soykırımının gerçekleştirildiği dönemde ve siyasi iklimde soykırıma uğratılan diğer bir halkın hikayesini; Ezidileri günümüze taşır.

Günümüzden yüz yıl öncesi sadece Ezidilerin değil, genel olarak Kürtlerin Roma Reş dediği Osmanlı'nın halklara dönük saldırı ve katliamlarının bir soykırım düzeyinde sürdürüldüğü günlerdir. Ezidilerin ifadeleriyle yine bir ferman dönemidir. Yine köyler basılmış ve yakılmıştır. Kaçabilenler dağlara sığınmış, kaçamayan erkekler toplu olarak katledilmiştir. Kadınlar ve çocuklar kaçırılmış, tecavüze uğramış, savaş ganimeti adı altında esir edilip cariye olarak pazaralarda satılmışlardır. Çoğu kadın tecavüzlerden sonra hunharca katledilmiş, göğüsleri kesilmiş, cesetleri Fırat'a atılmıştır. Bu yüzden Ezidi kadınları sağ yakalanmamak, esir düşmemek için ölümü seçerler. Fermanların onlar için anlamı budur. Yüksek kayalardan, uçurumlardan ölüme atlarlar ya da kendilerini azgın nehir sularına bırakırlar. Tıpkı yukarıdaki ağıtta dile getirildiği gibi. Fırat'ın kan akması bir metafor değildir. Günlerce cesetler akmıştır nehirde ve suyun rengi kızıla kesmiştir. Romanda Fırat'ı gösteren Ezidi Emir "Fırat suyu kan akıyor baksana" der ve o söz kitabın da başlığı olur.

1911-18 yılları arasındaki dönemde Osmanlı askerinin kıyımlarında Ezidi nüfusun yarısından fazlası katledilmiştir. Ermeni soykırımıyla aynı süreçlerde Ezidilerin kökünü kazımaya dönük soykırım saldırısı da gerçekleştirilmiştir. Sağ kalanların bir kısmı dağlara kaçmış, ölümcül koşullarda yaşamaya mahkum edilmiştir. Kaçamayanlar ise dinlerinden vazgeçme ile ölüm arasında bir tercih yapmaya zorlanmıştır. Kimliklerine ve inançlarına yaşam hakkı tanınmamıştır. Kadınlar ve çocuklar ölümden beter acılar ve zulümler yaşamıştır.

Bunların yanı sıra Ezidiler yerleşim yerlerini terk etmek zorunda kalmışlardır. Fiili bir sürgüne / tehcir zulmüne maruz bırakılmışlardır. Katliam saldırılarının ve Ezidilere dönük takibatın az çok durulduğu kısa mola dönemlerinde köylerine dönenler de olmuştur. Gelgelelim, örneğin Kuzey Kürdistan'da Van ve civarında yaşayan Ezidiler, Osmanlı ve Müslüman Kürt aşiretlerinin saldırılarından kurtulmak için 1918'de bölgeden çekilen Rus birlikleriyle Kafkasya'ya gitmişlerdir. Bir daha da topraklarına dönememişlerdir. Günümüzde Gürcistan ve Ermenistan'da yoğunlaşan Kafkas Ezidileri yüz yıldır topraklarından kopartılmıştır.

İnançları ve kimliği nedeniyle Ezidilerin kökünü kazımaya amaç edinen bu soykırımın failleri Ermeni jenosidini gerçekleştirenlerle aynıdır. İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC) ve Osmanlı siyasi iktidarı ile yönetici sınıfları ve kurumları bundan birinci derecede sorumludurlar. Alman emperyalizmi de soykırımda rol almıştır. Bilhassa Birinci Paylaşım Savaşı döneminde (1914-18) bölgedeki ordu kademelerinde, cephe karargahlarında ve saha faaliyetlerinde yüksek rütbeli Alman subayları da görev almıştır. Askeri saldırılarda sorumluluk sahibidirler.

Ezidiler, önceki onlarca ferman döneminde olduğu gibi bu süreçte de en yakın komşularının saldırılarına maruz kalmışlardır. Bilhassa aynı ulusul-etnik kimliğe mensup oldukları müslüman Kürt aşiretleri bu katliamlarda aktif rol oynamıştır. Sunni Arap aşiretleri de saldırılara katılmıştır.

Türk burjuva devletinin kurucu kadroları ve önderleri de bu soykırımlar döneminde Osmanlı siyasetinin ve askeri faaliyetlerinin temel kadroları olarak görevler üstlenmişlerdir. İTC okulunda yetişmişlerdir. Hatta kimi kadrolar katliamların gerçekleştirildiği periyotta o bölgelerde etkili ve yetkili görevler yürütmüşlerdir. Ne var ki Türk burjuva devleti bu dönemdeki toplu katliamların üzerini örtmüş, soykırım suçunu gizlemiştir. İnkar siyasetini günümüze kadar sürdüregelmiştir.

Birinci Paylaşım Savaşı sonrasında emperyalistlerin ve bölgedeki gerici rejimlerin anlaşmalarıyla Kürdistan dört parçaya bölündüğünde Ezidilerin yaşam alanlarıda parçalanır. Siyasal, sosyal, inançsal ilişkileri fiili ve fiziki engellerle kopartılır. Savaş ve soykırım döneminde Kafkasya'ya göç etmek zorunda kalan kuzey Kürdistan'daki Ezidilerin yerleri, yurtları gasp ve işgal edilir, yağmalanır; geriye dönüşleri engellenir. Ezidi varlığı ve inancı inkar edilir. Paylaşım savaşı sonrasında İngiliz emperyalizmi mandasındaki Irak'ta ve Fransız mandasındaki Suriye'de de Ezidilerin inkarı resmen sürdürülür. Soykırımın üzeri kapatılır. Ezidiler, tıpkı yüzlerce yıldır olduğu gibi bölgede yine Acemlerin, Arapların, Türklerin ve müslüman Kürt aşiretlerinin, gerici, inkarcı rejimlerin / devletlerin mezhepci ve iktidarcı saldırılarıyla gadre uğratılageldiler.

20. yüzyılın ilk çeyreğinde gerçekleşen bu soykırım tablosu Yaşar Kemal'in çarpıcı anlatımıyla gözler önüne serilir. Buna rağmen bu tarihsel gerçekler, başta failler olmak üzere egemen devletler ve sınıflar tarafından elbirliğiyle sessizliğin ve yok saymanın karanlık perdesi arkasında tutulmaktadır. Suçlar gizlenmiş, tarihi gerçeklerin gündeme getirilmesi engellenmiştir. Ezidi halkının adalet çığlığı bastırılmış, duymazdan gelinmiştir.

      74. Ferman

Ezidiler yüzlerce yılda yaşadıkları fetvalı, fermanlı kıyımların benzerlerini tekrar tekrar yaşamaktadırlar. Bu katliamlarla yüzleşilmediği için her yeni kuşak kendisini hedef alan yeni bir fermanla karşı karşıya kalmaktadır. Tarihte yaşadıkları acıların, imha saldırılarının matemini dahi tutamamaktadırlar. Her yeni kuşak benzer saldırıların tanığı ve mağduru olmaktadır. Bu sebeple ağıtlar sadece dünü yad etmek için değildir. Bugün onlara eklenen yeni acılar ve zulümleri de yüklenerek cenaze başlarında aynı yürek yakıcılığıyla yankılanmaktadır.

Ezidilerin adalet çağrısı zorunlu suskunlukla boğulmayı sürdürüyorken, bugün yine Ezidi kadınların hawarları, feryat ve figanları yeri göğü sarsıyor. Önceki onlarca fermanla yüzleşemeyenlerin eliyle çıkarılan 74. fermanla bugün bir kez daha Ezidilerin kökünü kazımaya, topluca imha etmeye dönük saldırı başlatılmıştır.

DAIŞ çeteleri Haziran 2014'te Musul ve civarında kontrolü ele geçirdi. Yereldeki sunni – Arap aşiretlerinin desteğinde, kendilerine sunulan olanaklar ve fırsatlarla Ağustos basından itibaren Ezidilere dönük bir saldırı başlattı. Ezidilerin yoğun olarak yaşadığı, kutsal mekanları olan Caleş Vadisi ve Şeyhan'in bulunduğu Şengal bölgesinin işgal etti. Bu saldırıların, 1 Haziran'da Ürdün'den yapılan gizli bir toplantıda planlandığı deşifre oldu. (Toplantı tutanakları ANF tarafından duyuruldu 04.06. 2014 tarihli Özgür Gündem gazetesinde de yayınlandı). ABD, Sunni aşiret liderleri, Türkiye, Suudi Arabistan ve Barzani'nin temsilcileri DAİŞ ve değer radikal islamcı örgütlerle görüşmüştür. DAİŞ'in saldırılarının önü bu toplantıda açılmıştır. Bu nedenle adı geçen çevreler DAİŞ'in Musul'dan sonra Şengal'i işgal etmesine karşı bir direnç göstermemiştir. Şenga'de bulunan, Barzaniye bağlı peşmergeler tek bir kurşun dahi atmadan bölgeden çekilmiştir. Silahları da yanlarında götürmüşlerdir. Ezidileri silahsız ve savunmasız olarak adeta DAİŞ çetelerine teslim etmişlerdir.

Bu ferman, önceki 73 fermanın nasıl olduğuna da ışık tutmaktadır. Bölgedeki egemen gerici devletler, emperyalist ve sömürgeci güçler, yereldeki işbilirlikçi grup ve çevreler, taşeronlar işbirliği yapmışlardır. Katliamın taşeronluğu DAİŞ'e verilmiştir. Komşu köylerdeki sünni Arap aşiretleri de saldırılarda yer almıştır. En büyük ihanet yine Kürt toplumu içerisinden çıkmıştır. Barzani, geçmiş yüzyıllardaki fermanlarla doğrudan Ezidi katliamlarına girişen müslüman Kürt beyleri gibi elindeki olanaklarla Ezidilere saldırmamıştır. Ne var ki Ezidilerin katline fermanın önünü açan gelişmelerin planladığı masada o da vardır. DAİŞ doğrudan Şengal'e saldırdığında ise DAİŞ'in işini kolaylaştırmıştır. Bütün bir Ezidi toplumu kendi bölgesel egemenliği, siyasi çıkarları ve ihtirasları uğruna gözden çıkarmıştır. Adeta yem olarak kullanmıştır.

Barzani'nin bu ihaneti yüzünden tarihteki en büyük Ezidi katliamlarından birinin eşiğine gelinmiştir. Şengal işgaliyle başlayan saldırılarda binlerce Ezidi katledilmiştir. Yüzbinlerce Ezidi yerini yurdunu bırakıp yine Şegal dağına ve komşu bölgelere sığınmıştır. Yüz elli binden fazla Ezidi Şengal'de çeteler tarafından kuşatıldığında PKK-HPG ve YJA-Star ile MLKP Rojava güçlerinin ilk müdahaleleri sonucu açılan koridorla halk güvenli bölgelere alınmıştır, katliamın daha da büyümesinin önüne geçilmiştir. Aynı güçler hem savunma hem de Şengal'in özgürleştirilmesi için canla başla mücadele ediyorken Barzani direnişçi güçleri oyalamaktadır. Çetelere dönük saldırıları geciktimekte, direnişçi güçlerin ordaki varlığını hedef almaktadır. Ezidi halkının öz savunma güçlerini tasfiye etmeye çalışmaktadır. Ölüm-dirim mücadelesinin tam ortasında sergilenen bu tavır Ezidilerin yine silahsız ve savunmasız bırakılması anlamına gelmektedir. Barzani bütün bir halkın yaşamı üzerine zar atmaya devam etmektedir.

Bugün gerek işgal bölgelerinde gerekse göç edilen veya sığınılan alanlarda Ezidilerin dramı sürmektedir. Her fermanda olduğu gibi Ezidi kadınları yine tecavüz saldırılarının hedefi olmaktadır. Çoğu kadın ve çocuk yine esir alındı, kaçırıldı ve köle pazarlarında satıldı. Bu saldırılar hali hazırda devam etmektedir. Binlerce Ezidi kadını DAİŞ çetelerinin elinden kurtarılmayı beklemektedir.

Barzani'nin anlayışı ve çizgisi tarihten günümüze Kürt halkımızın içindeki mezhepçi yaklaşımların ve egemen sınıfın/beylerin geleneksel yaklaşımının yeni bir tezahürüdür. Kürt beylerinin ve aşiretlerinin Ezidi katliamlarındaki rollerini yeniden gündeme getirmiştir. Yüzleşme ve hesaplaşma konusu olarak güncellemiştir. Bu ferman aynı zamanda bölgedeki gerici rejimlerin ve egemen devletlerin tarihsel, güncel suçlarını yeniden onların yüzüne vurmaktadır. Bir yüzleşme ve hesaplaşmayı halklarımızın gündemine taşımaktadır.

Bugünün önceki ferman dönemlerinden farkı da budur. Ezidilerin feryad ve figanı bölgede ve bütün dünyada duyulmaktadır. Artık kimse bu gerçegi görmezden gelemez, yüzünü başka tarafa çeviremez. Ezidilerin yüzyıllardır yaşadığı trajediler, çektiği acılar, yine bir fermanın ve soykırım saldırısının aynasından yansımaktadır. Ezidi sorunu bir tarih ve toplum gerçeği olarak görünür olmaktadır. Kimse yüzüne tutulan bu aynadan kaçamayacaktır.

Ezidiler geçmişte olduğu gibi bugün de etraflarına çizilen ateş ve ölüm çemberleri ortasındalar. Ancak bugünün dünden bir farkı daha var; Ezidiler artık bu çemberlerin içerisinde ölümü beklemiyorlar. Yazgıyı değiştiriyorlar. Tarihlerinde ilk kez öz savunmalarını inşa edip geliştirdiler. Ezidi kadınların ise doğrudan ölüme atlamaktan başka seçenekleri var. Kendi direniş birliklerini kurmakta ve ferman çıkaran çetelere karşı elde silah savaşmaktalar.

Ezidiler, geçmişteki gibi yalnız da değiller. Dün en yakınlarında olduğu halde onları duymayan geniş Kürt yığınları başta gelmek üzere ezilen halklarımız, bugün Ezidilerin imdat çağrılarına koşuyorlar, onlara kucak açıyorlar. Halklarımızın devrimci, komünist, yurtsever güçleri onlarla birlikte özgürlükleri için savaşıyorlar.

Bu gelişmeler, halklarımızın kardeşleşmesi yolunda önemli bir yerde durmaktadır. Ne var ki bu durum Ezidi halkımızın yüzlerce yıla dayanan tarihi ve haklı güvensizliklerini bir anda gidermez. Onlarca fermanın açtığı derin yaraları ve sonuçlarını sağaltmaz. Halk dayanışması ve desteği bir yüzleşmenin yerini tutmaz, tutamaz. Tam aksine, gerçek bir yüzleşme ve hesaplaşmanın ne denli önemli, yakıcı ve acil olduğunu bir kez daha gösterir.          

Ferman ve Yüzleşme(me)

Gerek tarihi olayları aktaran kaynaklara gerekse Ezidi toplumunun tarihsel, toplumsal belleğine göre Ezidi tarihi boyunca 74 kez ferman ve fetva çıkarılmıştır. Bunlardan 73.'sü Şubat-Nisan-Ağustos 2007 tarihlerinde El-Kaideye bağlı gerici, katliamcı selefi çeteler tarafından çıkarılmış ve uygulanmıştır. 74. ferman DAİŞ eliyle hâlâ sürdürülmektedir.

Ezidilerin kökünü kazımayı amaç edinen, bu kıyıcıkla uygulanan fermanların haricinde fetva veya fermanlara konu edilmemiş onlarca katliam daha yaşanmıştır. Bunların arasında 1990'lı yıllarda bilhassa Kürt ulusal özgürlük mücadelesinin yükseldiği Kuzey Kürdistan'da Türk burjuva devletinin Ezidileri de hedef alan faşist saldırıları vardır. Bu dönemde Ezidi köyleri yakılmış, yaşayanlar göçe zorlanmıştır. Öyle ki Kuzey Kürdistan'da yaşayan Ezidi nüfusu neredeyse yok denecek seviyeye kadar azalmış, Ezidi köyleri tamamen boşaltılmıştır.

Ezidileri hedef alan fetvalı, fermanlı katliamların ilki 13. yüzyılın ortalarına denk gelir. O dönemde Şeyh Adi'nin adıyla Adaviler olarak anılan, Musul, Şengal ve Hakkari bölgesinde yoğunlaşan topluluğa karşı ilk kitlesel katliam dönemin Musul Valisi Bedreddin Lulu tarafından 1254'te gerçekleştirilir. Bu katliamdan sonra dağlara çekilen Ezidiler, Moğol fırtınasının bölgeyi kasıp kavurduğu uzun bir dönem boyunca ortalıkta görünmezler. 15. yüzyıl başlarında yeniden tarih sahnesine çıkarlar ve ilk andan itibaren yeni katliamların, fermanların hedefi haline getirilirler. İslam dini bölgede egemen hale gelmiş, bölgedeki egemen devletlerin ve sınıfların resmi inancına dönüştürülmüştür. Muktedirlerin İslamı, bölgelerdeki eski gelenekleri ve kadim inançları meşru görmez, hoş karşılamaz. Müslümanlarca ehli-kitap, hak din olarak kabul edilmeyen inançtan toplulukların inançları değiştirilmeye zorlanır. Uymayanlar hakkında ise köklerinin kazınmasına dair fetva ve fermanlar çıkarılır. Bu ferman ve fetvaların hemen hepsi Ezidileri hedef almıştır. Böylece 1415'te Cizre Emiri İran'ın ve yereldeki müslüman Kürt beylerinin desteğiyle Ezidilere karşı sefer başlatır. Bu tarih, Ezidilerin inançları nedeniyle her kuşakta yaşadıkları katliam ve soykırım tarihinin de başlangıcı olur. Ezidiler, bölgede yaşayan müslüman Kürt ve Arap aşiretlerinin sürekli ve sistematik saldırılarına maruz kalırlar. Musul, Hakkari ve Şengal bölgesi ile Ezidiliğin yayıldığı çevre bölgeler kitlesel katliamların sahnesi haline getirilir.

Osmanlı devleti, nam-ı diğer Roma Reş, 16. yüzyıl başlarında Ezidilerin yaşadığı bölgeleri de kapsayacak tarzda Kürdistan'ı denetimine alır. Ezidi halkımızın belleğinde ve toplumsal bedeninde en derin yaralar açan büyük imha saldırılarına imza atar. Kızılbaş Alevi kıyımlarıyla namlı Yavuz Selim ve "Kanuni" Süleyman başta gelmek üzere IV. Murat, V. Mehmet, II. Abdülhamit gibi bir çok Osmanlı padişahı Ezidileri putperest, şeytana tapanlar, katli vacipler olarak ilan etmiştir. Ezidi varlığını yer yüzünden silmek için fetvalar çıkartmış, fermanlar düzmüşler, seferler yapmışlardır.

17. yüzyılda, neredeyse her on yılda bir ferman çıkarılmış, toplu kıyımlara girişilmiştir. 18. yüzyılın başlarında Osmanlı fermanlarıyla imha saldırıları sürdürülüyorken, aynı dönemlerde, bilhassa 1730'lu yıllarla birlikte İran-Safevi yönetimi de egemenlik alanındaki Ezidilere karşı saldırılarını yoğunlaştırır. Nadir Şah döneminde, bugünkü İran siyasi sınırları içerisinde bulunan Doğu Kürdistan'daki Merağı, Saldüz ve Mahabadi kapsayan bölgelerde Ezidiler topyekün imha saldırılarına maruz kalırlar. İran fermanları aynı zamanda Musul ve Kerkük bölgesindeki Ezidileri de hedef almıştır.

18. yüzyılda iki ana egemen iktidarın yoğunlaşan saldırılarına Müslüman Kürt aşiretlerinin yereldeki katliamları da eklenir. Musul bölgesinde hüküm süren Kürt aşiretleri, bu dönemde Celili ailesinin öncülüğünde gerçekleştirilen kitlesel katliamlar ve saldırılar Musul – Mardin hattında, Şeyhan'da ve Zap nehri kıyısındaki Ezidileri hedef alır. Belli aralıklarla 19. yüzyıl başlarına kadar sistematik bir tarzda sürdürülür. Bu saldırılara yereldeki kimi Arap aşiretleri de iştirak eder.

Saldırı ve katliamlar 19. yüzyılda da hızından bir şey kaybetmez. Osmanlı'nın periyodik olarak neredeyse her on yılda bir çıkardığı fermanlar 1840'lara kadar katliamlar serisine yol açar. 1830'lardan itibaren yerel Kürt beylerinin saldırıları da yoğunlaşır. Soran Kürt Beyi Muhammed Paşa'nın 1832-34 yıllarında ve Bedirxan Bey'in 1844 ve sonrasında giriştiği Ezidi katliamları, Kürdistan tarihindeki en ağır birakuji (kardeş katli) saldırıları olmuştur. 19. yüzyılın son dönemlerinde, II. Abdülhamit zorbalığının sürdüğü devirde Ezidilerin zorla müslümanlaştırılması saldırıları da yoğunlaştırılır. Fırka-i Islahiye adıyla kurulan askeri bir kuvvet 1890'lı yıllarda Musul ve civarında büyük bir katliam ve baskı rejimi kurar. Bu dönemde büyük acılar yaşayan, kayıplar veren, zorbalıklara maruz kalan ve ölmeyip de sağ kurtulan Ezidilerin büyük bir çoğunluğu, 1910'lu yıllardaki soykırımın kurbanları olarak can verirler. Kalanlar ise bir kez daha yerlerini yurtlarını terk etmek zorunda kalır. Kadınların yaşadıkları trajediler ise her seferinde ölümü aratır olmuştur.

1415'ten 2015'e kadar aradan geçen 600 yılda 74 ferman ve onlarca fermansız katliamların hedefi olur Ezidiler. Dile kolay, neredeyse her on yılda bir ateş ve ölüm yağmuruna tutulurlar. Etnik-inançsal arındırma saldırılarıyla karşı karşıya kalırlar. Her bir ferman, o andaki somut katliamlar haliyle bile Ezidileri topluca imha etmeye yönelmiş bir soykırım saldırısıdır. Toplamda ise yüzlerce yıla yayılmış, günümüze kadar sistematik bir tarzda sürdürülmüş, tarihin en uzun süreli soykırımıdır. Aynı kıyıcılığıyla günümüzde bütün dünyanın gözleri önünde devam etmektedir.

Ortadoğu'da gerek halklar gerekse bölgede egemen olan sınıflar ve devletler nezdinde bu tarihle ve soykırım gerçeğiyle yüzleşilmemiştir. Türk, Kürt, Arap ve Acem halkları bu katliamlardaki tarihsel ve toplumsal sorumluluklarını, kendileri adına bu fermanları çıkarıp imha saldırıları gerçekleştirenlerin suçlarını ortaya koyup mahkum etmediler. Ortadoğu'da ve halklar üzerinde etkinliğini sürdüren mezhepci – ayrımcı ve iktidarcı – egemen sınıf düşüncesi, yaklaşımı ve şekillenişi halkların bu yüzleşmesini engellemiştir. Müslümanlık adına ve egemenlerin çıkarları uğruna yürütülen bu inkar siyasetiyle yüzleşme cesareti gösterilememiştir. Halklar cephesinden güçlü bir yüzleşme ve hesaplaşma iradesi çıkarılamadığı, mezhepci, iktidarcı bilinç ve yaklaşım perdesi yırtılamadığı için tarih boyunca Ezidiler yalnız bırakılmıştır. Aynı sebeple Osmanlı'dan Türk burjuva devletine kadar Türk egemen sınıfları, Şafilerden İran İslam Cumhuriyeti'ne İran egemenleri, Celililer'den, Bedirxanlardan, Barzanilere Kürt yöneticileri ve liderleri ile bölgedeki Arap aşiretlerinden Suriye, Irak, Arabistan'a değin Arap devletleri ve hakim sınıfları Ezidi katliamları ve soykırımındaki rollerini ve sorumluluklarını yok saymayı sürdürebiliyorlar. Yüzleşmekten ve hesap vermekten kaçıyorlar.

Bu yüzleşme ve hesaplaşma gerçekleştirmediği içindir ki Ezidi toplumu bugün yeni bir fermanla yüzyüzedir. Üstelik bu sonuncu fermanın arkasında da tarihten günümüze Ezidi katliamlarında rolü olanların geleneğini ve mirasını devralanlar vardır.

Ezidilerin adalet talebi de günümüze dek karşılanmamıştır. Yaraları sarılmamıştır. Yüzlerce yıldır yaşayageldikleri imha saldırılarını ve tehdit kaygılarını giderecek tedbirler alınmadan Ezidiler kendilerini hiçbir şekilde güvende hissetmeyeceklerdir. Ortadoğu'da halkların eşitliği, kardeşliği ve güvene dayalı ilişkilerinin geliştirilmesi ile Kürt ulusal birliğinin tesisinin en önemli uğraklarından biri Ezidi katliamlarıyla tarihsel, toplumsal ve güncel boyutlarıyla yüzleşilmesidir. Üstelik günümüzde Ezidilerin varlığını tehdit eden, onlara tarih boyunca yaşatılanları gizleyen inkar perdesi aralanmaktadır. Ezidilerin bugün maruz kaldıkları soykırım saldırıları ve tarihten günümüze tutulan ayna, bu katliamları reva gören, o ferman ve fetvaları çıkaran, savunan, destekleyen, katliamlarda yer alan, bu tarihi gerçekleri gizleyen, sorumluluklarını inkar eden, suçların açığa çıkarılmasını ve mahkum edilmesini engelleyen, inkar ve imha siyasetini ve zihniyetini koruyup sürdüren herkesin ve her kesimin sorumluluklarını ve gerçeğini onların yüzüne vurmaktadır. Egemenler ve halklarımız bu gerçekten ve sorumluluktan kaçamaz. Ezidilere karşı gerçekleştirilen bütün katliamlarla ve yüzlerce yıla yayılan soykırım tarihiyle gerçek manada yüzleşilmeden ve hesaplaşılmadan, Ezidilerin mağduruyetlerini giderecek somut adımlar atılıp tedbirler alınmadan, adalet talepleri karşılanmadan bu katliamlar tarihi son bulmayacaktır. Açılan yaralar kanamaya devam edecektir. 74. ferman aynı zamanda bunun ifadesi ve göstergesidir.

Gerçek bir yüzleşme ve hesaplaşma anlamına gelmese de başlangıç olarak Ezidilerden halklar ve devletler sorumluluğu olan kesimler adına resmi olarak özür dilenmelidir. Soykırım gerçeği kabul ve ilan edilmelidir.                             

 

Kaynaklar:

Yezidilik ve Yezidilerin Kökeni / Erol Sever / Berfin Yayınları

Ezidiler – Etnodinsel Bir İnanç Olarak Ezidilik / Çakır Ceyhan Süvari / Ütopya Yayınları

Kürt Tarihi Dergisi, Dosya: Ezidiler, / Ekim, Kasım Aralık 2014 sayı: 15

Ezidilerin Kıblesi Güneştir Yazı dizisi / Mehmet Özcan / Yeni Demokratik Ulus Gazetesi, 30 Aralık 2014- 5 Ocak 2015, 6-12 Ocak 2015, 13-19 Ocak 2015, 20-26 Ocak 2015 tarihli sayıları.

 

 

Yorum Yaz

2 + nine =