Paylaş

SESİNDE DİRENCİ VE UMUDU TAŞIYAN BİR OZAN; SENNUR SEZER’İN ARDINDAN

Sesinde direnci ve umudu taşıyan insan, ozan, ana, devrimci Sennur Sezer'i de yitirdik. Öyle erken oldu ki gidişi; benim için ozanlığının yanı sıra arkadaş, yoldaş ve abla olan Sennur Sezer'in yokluğuna alışamadım henüz. Oysa ne çok sözü vardı söyleyecek, ne çok dizesi yazılacak… Onunla, şiirlerinin dışında yüz yüze tanışıklığımızın üzerinden 36 yıl geçti. Ömrünün yarısına yakından tanıklık eden biri olarak, söyleyebileceğim o kadar çok şey var ki…

Sennur Sezer toplumcu bir ozan, aydın bir insan, duyarlı bir ana, bilinçli bir yoldaştı. “Sesimi arıyorum” der bir şiirinde; ancak aradığı ses yalnız kendi sesi değildi. O, şiire adım attığı ilk günden, ilk kitabı Gecekondu’dan bu yana, yaşamdaki bütün değerleri üretmelerine karşın yoksulluk ve acı içinde yaşayan emekçi yığınların; ezilen, sömürülen, haksızlığa uğrayan insanların sesi olmayı, yalnız şiirleriyle değil yaşamıyla da bu mücadeleye adanmayı seçmiş bir ozandı. Seçtiği bu yolda hiç duraksamadan, yalpalamadan ve sapmadan yürümeyi sürdürdü son gününe kadar.

Onun şiirleriyle ses olduğu insanlar, bildik insanlardır; işsizliğin yokluğun yoksulluğun acısını bilenlerden. Sennur Sezer şiirlerinde, televizyon ekranlarında yüzünü görmediğimiz, gazetelerin üçüncü sayfalarına öldükten sonra haber olabilen kadınlara da ses oldu; yaşadıklarına tanıklık ederek, onların duygularını dile getirerek. Şiirlerinde yalnız kadınların acılarını, anaların ağıtlarını değil; yaşamın değişik alanlarından, değişik coğrafyalardan çeşitli insanların hatta nesnelerin sesini de duyarız. Akşam Haberleri kitabında, yakılan bir köy evinin bahçesindeki, evle birlikte yanan bir dut ağacına ses olur örneğin: “Belki de bayramdı/ güneşi utandıran sıcaklığı tanıdım/ tanıdı ot böcek/ uyudum uyanamadım.” Yoksulluk nedeniyle ot, diken toplayıp yiyen bir halkın çocuklarının yaşadıklarına tanıklık amacıyla, bir Dersim söylencesinden yola çıkarak yazdığı Kenger şiirinde, yoksul bir Kürt kızının sesi duyulur. Seslerden biri yakılan köyünden çıkıp büyük kentlere göçerek ekmek parası uğruna dokuma fabrikasında çalışmaya başlayan bir ananın sesidir. Bir başka şiirden ekmek ya da özgürlük uğruna gidilen yabancı bir ülkedeki insanın, göçmen işçinin sesi gelir. Seslerden biri ölüm orucunda, F tipi hücrelerde gençliği soldurulan, yaşamı söndürülen gençlerden birinindir. Bir başkası sevdası yasaklanan, töre cinayetlerinde kanları dökülen kadınların genç kızların sesi, ağıtıdır.

Onun şiirlerinde karşımıza çıkan yalnızca acılara tanıklık ve hüzün değildir. Umutsuzluk hiç değil. Satır aralarında yokluğun yoksulluğun nedenleri duyumsatılırken; haksızlıklara, kıyımlara karşı öfke de duyurur kendini. Ozan, bilinçli bir insan, aydın sorumluluğuyla sarsar haykırışıyla insanları; göz göre göre bir halkı topyekûn yok etme girişimine karşı kıyıcıların dünyanın neresinde olursa olsun. Şiirlerinde anlattıklarının yanı sıra anlatımda ulaştığı ustalık nedeniyle Yunus Nadi Ödülü’nü de kazanan Kirlenmiş Kağıtlar’dan, susturulmuş bir halkın acılarını dile getirdiği Dilsiz Dengbej, Akşam Haberleri ve İzi Kalsın'daki şiirlerine kadar yaşamın bütünselliği içinde aşk da umut da direnç de vardır satırların arasında… “Geçecek bu yadırgama elbet/ gökyüzü bize de selam verecek” dizelerinde söylediği gibi…

1979'da İstanbul AKM önünde başlayan tanışıklığımız, eşi öykü ustası Adnan Özyalçıner ve çocuklarıyla birlikte yaşadıkları Aksaray'daki küçük giriş dairesine gidişimle sürmüştü. Sonra hep paylaştık yaşamın bize getirdiklerini, yaşamı ileriye dönüştürme mücadelemizi… Şiirlerimi ilk gösterdiğimde beni yüreklendiren sevgili Sennur Sezer'le 12 Eylül dönemindeki kıyımların acısını, baskılara duyulan öfkeyi ve o alacakaranlık günlerde umudu paylaştık. “çocuklarımdır dünyanın bütün çocukları” diyen ozanın iki çocuğunu büyütmesine tanıklık ettim. Bana söylediği, “Bizim evin kızı sayılırsın,” cümlesi ne çok mutlu etmişti beni… Sonra hep paylaşımlar yaşadık onunla; adımlarımız özgürlük için yapılan yürüyüşlerde, 1 Mayıslarda, grev çadırlarında, Türkiye Yazarlar Sendikası'nın etkinliklerinde, barış mitinglerinde buluştu; imzalarımız aynı derginin ve Evrensel gazetesinin sayfalarında… Daha güzel bir dünya kurmak için yola çıkan Emek Partisi’nin kurucuları arasında yer aldık birlikte. “Milyonerlerin değil milyonların kanalıyız” sözüyle yola çıkan Hayat Televizyonu'nun ekranlarında buluştu yüzlerimiz.

Sennur Sezer, hep yol arkadaşı oldu cezaevlerinden, köylerden, kentlerden, fabrika köşelerinden kendisine yazıp danışan gençlere… Mektuplar yazdı; ona şiirini danışan, duygu ve düşüncelerini paylaşan; adil bir dünyada yaşanacak güzel günler için mücadele ettiklerinden duvarların ardına kapatılanlar arasında hiçbir ayrım gözetmeden, “Görülmüştür” damgalı zarflarla mektup gönderen güzel insanlara… Mektuplar yazdı kimi yaşayan kimi yaşamda olmayan şair-yazar- sanatçı dostlarına, yapıtlarını ve emeklerini değerlendirmek amacıyla. Uzun yolculuklara çıktı özgürlük, demokrasi ve barış uğruna; yorulmadan, hastalıklarından yakınmadan. Gözaltında kaybedilen oğlunu arayan bir Kürt ananın yazmasındaki oyadan, grev çadırlarındaki işçilerin bakışlarından, savaşın büyük kentlere savurduğu çöp toplayan çocukların yüzlerinden derledi şiirlerini ve sundu cömertçe o şiire gereksinimi olan insanlara…

Sennur Sezer, yazdıklarıyla yaşadıkları örtüşen az sayıdaki aydın sanatçıdan biriydi. Şiirlerinin yanı sıra güçlü sesiyle ve bitmez mücadele isteğiyle katıldı yaşamın her alanındaki mücadeleye. Şimdi şiirleri yoldaşlık edecek, mücadelesi örnek olacaktır; daha güzel bir dünya kurmak için yola çıkan işçilerin, emekçilerin mücadelesine… İnanıyoruz elbet, “Gökyüzü bize de selam verecek.”

O günleri birlikte göremeyeceğimize; 1 Mayıslarda, yürüyüşlerde, şenliklerde her zamanki gibi yan yana duramayacağımıza ne çok yanıyorum şimdi… Tanımaktan, direnci, umudu ve mücadeleyi paylaşmaktan sevinç duyduğum ustam, ablam, yoldaşım Sennur Sezer'in ışıklı anısını saygıyla selamlıyorum.  

 

 

 

 

 

 

Yorum Yaz

two × five =