Paylaş

Sınırda Kadın Olmak

Ekim devrimi, doğunun emekçi kadınlarının ulusal, sınıfsal ve cinsel baskıdan kurtuluşlarının yolunu açmıştı. Kobane’de yaşanan barbarlığa ve vahşete karşı gencecik bedenlerini siper ederek can pare bir şekilde cephe de savaşan kadınlar ise 21. yüzyılın destanını yazmaya devam etmektedirler. İnsan haklarının ve özelde kadın haklarının ön planda olduğu 21. Yüzyılda Kürt ve Ezidi kadınlarının vahşi, barbar çetelerce kaçırılarak pazarlarda satılıyor olmaları, bedenlerinin hunharca tecavüze uğraması, köle yapılıp özgür yaşam haklarının gasp edilmesi hem Ortadoğu’nun hem de tüm dünyanın ayıbıdır.

Sınırda kadın olmak savaşı ve vahşeti yüreğinde hissedip yollara düşebilmektir:  3 Ekim 2014 tarihinde şubeden gelen mesajla bedenimi ve ruhumu büyük bir heyecan sarmıştı. " Barış için Kadın Girişimi’nin" çağrısı ile sınırda "Barış Zinciri" oluşturmaya, gıda ve eşya desteğinde bulunmaya, bölge halkı ile ve iki kat daha fazla tehdit altında bulunan kadınlarla dayanışma amacı ile 1926 yılında yapılan  “ Ankara Antlaşması” ile sınırları çizilmiş 72 km uzunluğundaki Suriye sınırı ile komşu tarihte adı “Seruğ – Seruç”  ve günümüzde Suruç olan ve savaşın bire bir yaşandığı ve yansıdığı bölgeye gidilecekti. İhtiyacım olan bir yazma ve bir battaniye idi. Anamın oyalı yazmasını özenle katlayıp çantama yerleştirdim ama battaniyem yoktu. Çalan telefonum battaniye müjdesini de vermişti.  Elinde battaniye poşeti ile gelen arkadaşım gülümseyerek " Hayırdır misafir mi geliyor? " diye sordu. Ben Kobane’ye gideceğimi söyleyince şaşkın bir ifade ile  "Orası neresi ya? "  diye sordu. Suruç’a dedim.Aynı soruyu yineleyince şaşırma sırası bendeydi. Tüm dünyanın haberdar olduğu, burnumuzun dibinde sınırda yaşanan vahşetten bihaber olanlar da vardı.  Halen süren savaştan ve orada yaşanan vahşetten bahsetmemden sonra endişe dolu gözlerle  “İyi düşündün mü?” diye sordu. Gülümsedim. ” Cepheye gitmiyorum sadece dayanışma amacıyla Barışı haykırmaya gidiyoruz.” dedim.

Eski adı İpek yolu olan E-24 kara yolunu takip ederek nihayet Suruç’ a varmıştık. İlkbahar yağmurları ile yeşeren papatyalar, gelincikler yoktu ama sınırın ötesinde cephede IŞİD vahşetine karşı savaşan kadınların kekik, çiğdem kokusu sınırın bu yakasındaki kadınların papatya, çiğdem kokusu ile harmanlanıyor, baharın dirilişini müjdeliyordu bu sonbaharda.  Bir zamanlar cins at yetiştiriciliği ile ünlü olan Suruç’un sokaklarında küheylanların yerine panzerler, akrepler volta atarken Suruç Ovası’nda dolaşan ve yaşayan kadınların her biri onurlu ve cesur duruşlarıyla birer küheylandılar.

Sınırda kadın olmak, savaşa rağmen günlük hayata devam edebilmektir:

Savaş filmlerini sinema salonlarında patlamış mısır yiyerek izlemek veya sıcak evlerinde koltuklarına kurulmuş bir vaziyette dünyanın farklı yerlerinde süregelen savaş manzaralarını televizyonların haber programlarında seyrederken duyumsanan acının korkunun endişenin bin katını sınır köylerinde canlı bir şekilde yaşayan kadınlar, günlük yaşamlarına devam ederek destanın bir parçasını oluşturmaktadırlar. Gökyüzünde yükselen kara bulutlar yağacak yağmurun müjdecisi değildirler. Atılan havan toplarının dumanıdır. Mavi gökyüzünü karaya çevirmiştir ve sınır köylerinden çıplak gözle görülebilmektedir. Atılan havan topları kulağınızın zarını patlatmasa da köyün ortasına düştü zannedersiniz. Savaşın izleri yaşamın her saniyesinde varlığını hissettirir.  Sınır köylerinde yaşayan kadın olmak havan toplarının gümbürtüsü ile sarsılan evlerde çorba yapmaya, sofra hazırlamaya, varsa konuklara çay ikram etmeye devam edebilmektir. Sınırın karşı yakasında atılan havan toplarının gümbürtüsü ile kadının bebeğini düşürmesidir.  Geceleri huzur içinde uyuyamamaktır. Savaşın her an kendi yakasına sıçrayacağı endişesi ile korkuyu yüreğinde hissetmek ama çocuklarına bunu yansıtmamaya çalışmaktır.

Sınırda kadın olmak elinin hamurunu mutfakta bırakıp savaşa katılmaktır:

Çocukluğundan itibaren erkeklerin savaş oyunlarıyla, oyuncak silahlarla,  kadınların bebeklerle yetiştirildiği bir toplumda karşı cinsle tek yürek olup cephede omuz omuza savaşan kadınlar ezber bozmaya devam etmektedirler. Bin bir emek ile fedakarlıklarla büyütüp yetiştirdiğimiz, gözümüzden sakındığımız yarının sosyolog veya doktor adayı gencecik evlatlarımız kendi öz iradeleri ile yaşama dair biriktirdikleri ya da biriktiremedikleri ne varsa tümünü ve geleceğe dair öznel düşlerini geride bırakıp; ölümü göze alarak “ özgür toplum-özgür kadın” düşüncesi ile insanlık ve kadın düşmanı çetelerle savaşmaya cepheye giden, gitmek isterken tel örgüleri geçemeden vurulup düşen Kader Ortakayalar, cephede savaşırken yaşamını yitiren Sibel Bulutlar, Yasemin Güneşler 21. Yüzyıl da kadınların efsaneleşen direngenliğini, cengaverliğini ve cesaretini tüm dünyanın gözleri önüne sermişlerdir.  Nasıl bir erdemliliktir ki kendi canını insanlığın kurtuluşu uğruna feda edip büyük bir cesaret ve kararlılıkla ölüme koşmuşlardır.

Sınırda kadın olmak doğup büyüdüğün topraklardan kaçmak zorunda kalmaktır:

Yüz binlerce kadın IŞİD denilen cani, gözü dönmüş yaratıklardan canını ve bedenini kurtarmak için komşu ülkeye kaçmak ve sığınmacı olmak zorunda kalmıştır. Kiminin aklı o hengâmeden kaçarken kaybettikleri evlatlarında, kiminin aklı geride savaşmak için kalan yakınlarında, kiminin aklı ise IŞİD canilerinin ellerinde köle olmuş bacısında, kızında veya arkadaşında kalmıştır. Kendilerine sunulan çadır kentlerde, cami avlularında, okul bahçelerinde,  tek göz odalarda yüreklerindeki acıya ve yaşadıkları travmalara rağmen sunulan kısıtlı imkânlarla yaşamaya devam etmektedir. Dükkânını boşaltıp sığınmacılara ücretsiz konaklama imkânı sağlayanlar olduğu gibi, savaşın nimetlerinden yararlanmak isteyen fırsatçılar, kiraları fahiş fiyata çıkarabilmekte veya çaresiz mağdur kalmış gencecik kadınları üç beş bin liraya sözde eş olarak satın alma cesaretini gösterebilmektedirler.

arin mirkanSınırda kadın olmak oyalı yazmadır, acıyı hissetmektir ve dayanışmadır:

Suruç Ovası’nın tozuna, gündüzün güneşine, gecenin soğuğuna karşı oyalı yazmalar; kâh bandana, kâh boyunda fular, kâh omuzda şal oldu.   Rengârenk yazmaları ile sınır ötesinde savaşan kadınlara selam gönderen, dünyaya barışı haykıran kadınların dönüş zamanı gelmişti. Suruç’ta sadece yüreğimizi değil battaniyeleri de bırakacaktık.   Emanet battaniyemi hiç düşünmeden bıraktım. Biliyordum ki arkadaşım da bırak derdi. Yüreğimiz aklımız Kobane’de, Şengal’de savaşan, vurulup ölen, esir düşen sınırda yaşamaya devam eden savaşın canlı tanıklarında; kadınlar da kalmıştı.    

Bu yazı Eğitim-Sen Kadın dergisinin 9.dönem 2.sayısında yayımlandı.                                         

 

 

 

 

Yorum Yaz

three − 2 =