Paylaş

Tersinden Büyümek

Kimi öldüreceğinizi gülüşünden seçersiniz. Siz öldürdükçe, bir yenimizin gülmesi bundan.

Demek ki dünyanın bazı yerlerinde, bazı zamanlarında böyle bu; bir şeyin doğrusun bilmek için söyleneni tersine çevireceksin. Düzenin dayattığı kısa vadeli hedefler, baştan aşağı maddiyat ve bencillik üzerine inşa edilmiş değerler arasında kendin kalabilmek için tersinden büyüyeceksin.

Onlar öyle yaptı. Savaş mağduru çocuklara park, kütüphane kurmak, onlara oyuncaklarla ve özel atölyelerle çocuk olduklarını yeniden anımsatmak için Kobane'ye gitmek üzere yola çıktılar. İsimleri bile nasıl da zamanın akışına karşı bir yerden kendi bildikleri doğrulara doğru küreklere asılıp yola koyulduklarını anlatır; onlar kapitalist sistemin medarı iftiharı parlak iş çocukları olmak yerine hayatı yaşandığı yerde sahiplenen, idealleri uğruna mücadele eden, Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu’nun (SGDF) üyeleri. 20 Temmuz sabahı Suruç'ta basın açıklaması yaparken nefret adanmışlığı içinde kendini patlatan canlı bombanın intihar saldırısıyla katledilen 33 genç insan. IŞİD'in zulüm şehveti eşliğinde işkenceli öldürmelerin her türlüsünü denediği Kobane'de YPG/YPJ'nin direnişi sonrası korkuya inat direnerek dayanışmanın kudretini, sil baştan hayat kurmanın mucizesini ortaya koyan 33 koca yürek.

Dünyası kendi küçük çevresi ve günlük hayat gailelerinden ibaret olmayan, öyle kalmayan SGDF'liler, beraberinde her biri diğerinden farklı dolu öyküyle çıktı yola. Hayallerini, okudukları üniversiteyi, bir mahalleyi, gülüşlerini, el yapımı ürünlerini satarak kazandıkları yardım parasını ve halaylarını alarak gittiler. Dahil oldukları oranda özgürleşiyorlardı. Hayat, el verilen alanla yepyeni bir anlama bürünüyordu. Sıkılacak vakit yoktu, hem acı ile aşağılamanın dayatıldığı yerden acilen umut ve onur üretmek esastı. Ve bunu yaparken öğrenilecek, hiçbir üniversite müfredatına sığamayacak denli koca bir ders, insanın iyiye yönelik kudretine dair alınacak sınırsız bir ilham vardı.

Sonra her şey, bir göz kırpımlık an içinde, patladı, parçalandı. O parçaların her biri bizden azaldı. Misal, bu dergiyi de normalde Kobane'yi yeniden kurmaya talip o gençler hazırladı. Şimdi oradaki izlenimleri doğrudan yazı ve söyleşilerle aktaramadan maruz kaldıkları katliam üzerinden sayfaların konuğu olmuşken bize düşen, yine hayatı çoğaltmak. Ölüme inat, tam da istedikleri gibi.

Yüzlerindeki gülüşe bakıyorum. Buralar, dudaklara özenle yayılan diş macunu reklamı gülümsemesiyle sinsi sırıtışların memleketi. Onlarınki nasıl da ayrı duruyor, yine nasıl da uymuyor şu malum genel tekamüle. İstisnasız hepsi de gözlerinin içine kadar gülüyor. O kadar ki, patlamada ağır yaralanan Vatan Budak, tedavi gördüğü Urfa'da 16 günlük yaşam mücadelesi sonrasında yaşamını yitirdiğinde, şöyle seslenesim geliyor: Kimi öldüreceğinizi gülüşünden seçerseniz. Siz öldürdükçe, bir yenimizin gülmesi bundan. Selam olsun, güzel gözlü ölüler vatanından…

Yine aynı oyun sahnede. Hem de o bilindik kalıp senaryosunu aynen tekrarlamakta, zerre beis görmeden. Bir erken seçimi ve buna bağlı olarak tek kişi hakimiyetinde mutlak başkanlığı mümkün kılmak uğruna, yolsuzların sayısız vatandaşın canında olduğu komploların soruşturmasından kaçınmak uğruna yine doğrudan insan canı üzerinden oyun kuran devlet geleneği, maalesef çok köklü. Ve o kanlı gelenek her zamankinden de zalim yöntemlerle sahnede.

Şimdi artık hayatımız yine son dakika. Şimdi artık hayatımız yine şok gelişme. Kırmızı fon üzerine tehditkar bir edayla yanıp sönen koca harfler. Maske yüzlü spikerler. Alçaktan uçan helikopterler. İnsan donakalıyor, dakikadan dakikaya ne kadar felaket haberi birbirini izleyebilir? Bu zembereğinde boşalma halinin sonu nereye kadar varabilir?

Tam bir ortadan yarılma bu. Bir yandan yanındaki çöp konteynırının havaya uçabileceğini düşünürsün, bir yandan yürümeye devam edersin. Sabah gözlerini açtığın o ilk an bütün sevdiklerin gözünün önünden geçer. Bir an için kalbin sıkışır, elin telefona uzanır. Senin sevdiklerin, devletin sevmedikleridir. Tersten büyümek bunu gerektirir.

'Gözünü açtığı anda' demek de lafın gelişi aslında. Çünkü açmak için önce gözü bir süreliğine de olsa kapatmış olmak gerekir. Oysa gözünü kırpmazsın adına gece denen sonsuzluk boyunca. Sokak köpekleri havlar, bir evden bunca ölüm üzerine daha da bir manasız gelen kavga sesleri yükselir. Ekranı karelere bölen bir düzenekte sürekli birbirinin sözünü keserek bağıran insanlar, uzman ve kanaat önderi kisvesi altında aynı yalanı farklı repliklerle tekrarlar. Soruların cevabı yoktur, cevap niye söylenenlerin yanıtladığı bir soru da…

Biz saf saf kendi küçük dünyamızda bir şeylerin mücadelesini verir, sevinir, kederlenir, umutlanırken, birilerinin eşzamanlı olarak bir sonraki ölümcül tezgahı hazırladığını bilmek ve bilgiyle hiçbir şey olmamışçasına hayata devam etmek yürek ister. Sinir tellerin sonuna kadar gerilir ve gevşer. Laçka olursun. Bacaklarındaki kasların titrediğini hissedersin. Dişlerini gıcırdattığını, saçını, kaşını yolduğunu, tırnaklarını yediğini fark edersin. Ve bütün bunlarla işte devam edersin. O ki, yine birtakım sevgili ölülere sözler verilmiştir. Öte türlüsü onlara ve hayata ihanet olur.

Şimdi artık her günümüz, her günümüzün her anı yeni bir oyun. Barış için kendini ortaya koymuş; il, ilçe teşkilat binaları bombalanmış,; mitingi havaya uçurulmuş bir partiye 'terör örgütü uzantısı' demek, onu kapattırmak için türlü hamleler denemek bir halkın sabrını tarih boyu kim bilir kaçıncı kez sınamaktan öte bir anlam taşımaz. Terör, bu topraklarda bize hep birlikte yutturulan toplu yalandan başka bir şey değil. Çünkü bu ülkede an, katmandır. Yaşananın adını koymayı, kabullenmeyi, halleşmeyi engelleyen bir katman. Tarih, inkar kremasıyla sıvanmış ve sonsuza kadar yükselen tabakalarıyla mide bulandıran orantısız bir pasta. Yüzyılın katliamları üst üste binmiş.  Varlığı inkar edilen ya da akla ziyan, hicap verici gerekçelerle meşru kılınmaya çalışılan soykırım, sonraki her sistematik yıkımı buyur etmiş.

Sonrası bildik hikaye işte. Hayatın asıl dayattığı sorular, din ve ahlak bilgisi dersinin müfredatına sığmıyor. O kadar ki, bir Antigone çağırırcasına Rojava'da IŞİD'le savaşırken hayatını kaybeden HPG, YPG ve YPJ'li gerillaların cenazeleri günler geceler boyu sınırda bekletiliyor. O ki, yine makata sokulan namlular devrede. O ki, yine çoğunluk Edip Cansever'in dizeleriyle “Kimsenin öldüğü yok, yaşadığı da / Herkes biraz var o kadar…” lezzetinde. Oysa ölüm var, zulüm var alabildiğine. Biraz olmak kimin haddine.

UmutSuruç'tan Kobane'ye yol alamayan o gençlerin dediği ise Turgut Uyar'ın şu dizeleridir bende:

“Birisinin bir şeylerin olduğunu bilmek var, dünyada/ sakın kapanma, dur, ey şuramdaki beni boşaltan delik/ ey büyüyen bir şey sakın durma, dünyada/ üstüme sinmişliğin var”

Onlar üstüme sindi. Bütün sevdiklerim, kalbime bastıklarım gibi. Sözüm söz olsun: tam burada, var ettikleri dünyanın orta yerinde; son nefesime kadar yaptıklarım hep onlarla birlikte. Candaşlara selam olsun binlerce kere…

 

Bu yazı Özgür Gençlik Dergisinde yayımlanmıştır.

 

Yorum Yaz

19 − eight =