Paylaş

THE HATEFUL EİGHT: Yedi Erkek ve Kar Ayakkabısından Melek Kanatlı Bir Kadın

Özel olarak hayranlık duyduğum ve hemen her filmini defalarca izlediğim Tarantino’nun son filmi THE HATEFUL EİGHT vizyonda. Holywood’un standart kalıplarına sığamayan ve bağımsız çizgisini olabildiğince korumaya çalışan Tarantino yine her biri birbirinden kötü; ancak birisinden diğerine göre daha az nefret edebileceğimiz sekiz karakter ile bizi baş başa bırakıyor. Tarantino sinemasına ait ne arıyorsak bu filmde de var. Bazen geyiğe saracak kadar diyaloglar, vahşette ve nefrette sınır tanımayan karakterler, müziğin filmle bütünleşmesi, güzel kamera teknikleri ve açısı, filmin ‘chapter ‘’ şeklinde ilerleyişi ve her zaman ki gibi asla olmayan ‘’Mutlu SON ‘’. Belki de Filmin en büyük eksikliği de olması gereken her şeyin olması. Anlayacağınız Tarantino sinemasında ‘’ yeni ‘’ ve ‘’ heyecan ‘’ verecek bir ilerleme yok.

sSeyircileri bile donduracak kadar etkileyici bir açılışla, Hz. İsa’nın çarmıha gerili ve artık kar fırtınası altında donmuş olan figürü eşliğinde ilerleyen at arabası ile başlıyor film. Donmuş olan Hz. İsa figürü belki de ‘’şiddetin‘’ bu kadar yaygınlaştığı ve sıradanlaştığı bir dönemde çaresizliği de simgeliyor. Filmin başında ki bu dini motif; filmin sonunda, tek ana kadın karakterimiz olan Daisy’nin kar ayakkabılarından oluşan melek kanatları ile göğe yükselmesine de atıf yapıyor olabilir. Şiddeti yaratan ve şiddetin aynı zamanda kurbanı olan Daisy’nin filmin sonunda yerden yükselirken melek kanatlarının oluşması kadınsal bir arınmaydı belki de. Baş erkek karakteri, erkekliğini simgeleyen cinsel organından vurarak öldürürken; filmin başından sonuna şiddet ve işkence gören bir kadını kendince ödüllendiriyor Tarantino.

Filmin ilk yarısında daha çok Amerika İç savaşı üzerinden hesaplaşma ile hareket ediyor Tarantino. Sona gelmek için hiç acele etmiyor ve karakterler ile beraber her anı yaşamamızı istiyor. Yine ırkçılık ve nedensiz şiddet gündeminde. Bir ‘’kelle avcısının ‘’ Abraham Lincoln’ün mektubunda geçen bir cümleden duygusal bir adama dönüşmesi ve filmin sonunda yaşadığı hayalkırıklığı hoş bir tebessüm bırakıyor insanda. Tarantino filmlerinde öldürdüğü karakterlerine şiddeti bir lütuf, bir hediye olarak tasarlıyor ve basit, sıradan, hazır bir ölüm sunmuyor onlara. Her birisi için detayı, ambiansı ve vahşeti büyük bir özen ile hazırlıyor ve sunuyor. Her filmin de olduğu gibi bu filminde de kazanan yok. Film sonu açısından yönetmenin ilk filmi olan Rezervuar Köpeklerine de benziyor.

Holywood’un unuttuğu ya da üçüncü sınıf aktör muamelesi yaptığı emekçilerine Tarantino yine bu filminde ‘’başrol ‘’ veriyor. Samuel L. Jackson ve Kurt Russell büyük ihtimalle Oscar adaylığıyla taçlandırılacak bir oyunculuk sergiliyorlar.  Michael Madsen ve Tim Roth’un karakterlerini biraz yapay ve karikatürüze bulmamdan kaynaklı oyunculuklarına ısınamadım bu filmde. Walton Goggins; Mannix rolünde filmin başından sonuna kendinin üzerine koyarak harika bir oyunculuk sunuyor. Ve filmin tek ana kadın karakteri Jennifer JasonLeigh, olağanüstü bir oyunculuk sergiliyor. Kurt Russell ile birbirlerini mükemmel tamamlıyorlar. Erkekler dünyasında ve şiddetin ortasına gitarı ile beraber söylediği şarkı ve finali gayet etkileyici idi.

Tarantino hayranı birisinin yorumunda şunu okumuştum ‘’ Tarantino patinaj çekse izlerim.’’ Evet bu filmde Tarantino patinaj çekmiş ama bu patinaj bile kusursuza yakın ve güzel bir üç saatlik sinema seyri sunuyor. Sekiz filminden yedisinin ‘’Başyapıt‘’ sayıldığı bir yerde Tarantino’nun bu patinajını yeni bir başyapıtın hazırlığı olarak görebiliriz.

 

Yorum Yaz

4 × 4 =