Paylaş

YAR YARI

Terli alnına dağılmış olan saçları ile yeşil gözlerini şuursuz kalabalıktan saklamaya çalışıyordu. Korkan, utanan, acı çeken, yalvaran yosun yeşili gözlerini. Kulakları kalabalığın arasından yükselen bağırtılardan hiçbirini duymuyordu.

        – Vurun, vurun acımayın. Böyle namussuzlar ancak taşı hak eder.

        – Namussuz, utanmaz!

        – Şerefsiz, ahlaksız!

        – Yazıklar olsun sana!

       – O mazlum görünüşün arkasında meğersem, ırz düşmanı bir rezil varmış a dostlar.

        – Böyleleri köyümüzün adını da kirletir.

        – Vurun. Böyle namussuzları yaşatmak günahtır.

     – Evime zorla girip bana saldırdı. Yapma dedim, etme dedim. Yalvardım yakardım fayda etmedi. Az daha namusum elden gidiyordu. Hüseyin’im gelmeseydi kim bilir bana neler yapardı.

     – Sen de vur kız,  ne duruyon? Al, al şunu kafasında patlat. Bir de, seni sevdiğini söylüyordun. Yalancı namussuz. Al, al şu taşı. Bak vurmazsan analık hakkımı helal etmem sana.

Duyduğu tek şey derin ve karalık bir uğultuydu.

Öfkeli kalabalığın arasında bir an Ayşe’yi gördü. Göz göze geldi sevdiğiyle. Fakat gözleri karanlıktı Ayşe'nin. Duygularını gizlemişti bu karanlık. Çaresiz siması ise sitem doluydu.

Kalabalığın ortasında yüreğini hançer gibi dağlayan bakışları ile “Böyle mi olacaktı, bunu mu yapacaktın? Hani kaçacaktık? Hani bu gece yar başındaki ağacımızın dibinde buluşacaktık? Hani babamın beni o koca adama satmasına izin vermeyecektin?” der gibiydi. Birden gözlerindeki karanlık kayboldu. Karanlığın yerine sırayla sevgi, acıma ve derin bir sızı belirdi. Hemen arkasından içini yakan bir şüphe gelip yerleşti Ayşe’nin kömür gözlerine. Sonra taşı ağır ağır kaldıran ellerini gördü. Sıcacık narin ellerini. Yine o ellerin ağır ağır aşağıya indiğini gördü. Taşı yere fırlatıp gözlerini kapadı o küçücük eller. Olduğu yere çöküverdi incecik bedeni. İşte o zaman Memed yüreğinde derin bir sızı hissetti. Bu acıyla dudaklarını ısırdı. Birden dün gece, Azgın Hacer’in dişlerini geçirdiği dudaklarından incecik bir kan sızdı. Dehşete kapıldı o an.  Bulanıklaşan zihni aniden canlandı.

“Bu gece bana gel. Ne olacak, sevenlere yardım etmek sevaptır. Bak Allah şahidimdir.  Rıza Emmi’nin, Ayşe’yi bir çift öküz parasına o kocamış herife vereceğini duyduğumdan beri çok öfkeliyim. Ulan sen artık sidiğini tutamıyorsun. Ulan ağzında diş kalmamış, sen kalkmış torunun yaşındaki kıza talip oluyorsun. Biliyor musun bu kocamış azgın yıllar önce bana da talip olmuştu. Ama avucunu yaladı. Neyse neyse açmayalım eski defterleri. Dediğim gibi köy uykuya dalınca gel. Hüseyin Amca’nın gönderdiği paradan biriktirdiğim bir kaç kuruş var. Parayı alıp kaçırırsın Ayşe’yi. Büyük şehre gider izinizi kaybedersiniz. Sonra çalışır paramı gönderirsin.  Gece herkesin uyuduğundan emin olunca gelir, hem parayı alır hem de Hüseyin Amcana mektup yazarsın. Kör olasıca, Alman bir karıyla evlenmiş diyorlar. Mektup yazıp aslını soracağım. Eğer söylenenler doğruysa çocuklarımı alır babamın evine giderim. Ah, benim kara yazgım! Ben burada yıllarca ersiz bir başıma kalayım, sen git Alman karılarla… Ah, ah! Sen köyün diğer delikanlılarına benzemiyorsun. Diğerleri bir yana, sen bir yana.  Bekliyorum bak, gelesin.” demişti.

Memed o gece geç vakit kapıyı çalmıştı. Azgın Hacer çabucak kapıyı açmış, Memed’i kolundan tutup içeri çekmişti. Ardından itip sedire fırlatmıştı. Sonra üzerine abanıp her yanını öpmeye başlamıştı. “Ne yapıyorsun Hacer Teyze? Dur, kendine gel. Delirdin mi sen?  Kes artık.” diyerek onu itmeye çalışmıştı. Fakat Hacer,  vücudunu saran hararetin verdiği güçle kollarını Memed’in bedenine kenetlemişti. Koca memeleriyle Memed’in göğsüne bastırmış onu nefessiz bırakmıştı. Sonra dişlerini Memed'in dolgun dudaklarına geçirmişti. Memed bir hamleyle onu üzerinden atıp ayağa kalkmıştı.

      – Hacer Teyze sen delirdin mi? Ne yapıyorsun?

      – Dayanamıyorum ulan dayanamıyorum. İki yıldır erkeksizim anlamıyor musun? Sana yardım edeceğim diyorum ne var bunda? Kimseler duymayacak, kimseler bilmeyecek. Biraz gönlümü eğlesen ne olur?

      – İstemiyorum paranı, sen delirmişsin demiş ve kapıya yönelmişti. İki kolunu kapıya geren Hacer onun çıkmasına izin vermemişti.

        Tam bu sırada dışarıda Ayı Hüseyin’in sesi gelmişti;

       – Kız Hacer, aç kapıyı kocan geldi lan!

İkisi de donup kalmıştı. Memed olduğu yere mıh gibi çakılıp kalmıştı. Hareket edemiyordu. Birden Hacer’in çığlıklarını duymuştu.

      – İmdat, kurtarın beni, namusum elden gidiyor! İmdat komşular! Irz düşmanı girdi evime. Namusuma göz dikti, diyerek kapıyı açıp dışarı fırlamıştı.

“Ne oldu kız Hacer?” diyen kocasına, Memed’i göstermişti. Hüseyin, hayvani vücuduyla aniden Memed’in üzerine çullanmıştı. Sesler gecenin karanlığında bütün köye yayılmış, duyan oraya koşmuştu. Muhtar, kan revan içinde kalan Memed’i zorlukla kaçırıp evine götürmüştü.

Jandarmalar sabah erkenden köye gelmişlerdi. Muhtarın evinin önü ana baba günüydü. Öfkeli kalabalıktan homurtular yükseliyordu. Jandarmalar Memed’i kalabalığın arasından geçirmeye çalıştılar. Fakat saldırılara engel olamadılar. Kimi sözle, kimi tekmeyle, kimi de taşla saldırıyordu. Kendini kaybetmiş kalabalık o körpe bedene acımasızca saldırıyordu. Ne tekme ne yumruk ne de taş, hiç biri onu acıtmıyordu. Çünkü o, sadece yüreğinin dayanılmaz acısını duyuyordu.

Ayşe yere yığılmış, sarsıla sarsıla ağlıyordu.

Komutan;

-Şunu bir an önce köyden çıkarmazsak başımız derde girecek, dedi askerlere.

Memed’in bacakları yaralı vücudunu taşıyamadı. İki kolu jandarmaların kollarında asılı kaldı. Bedenini yerde sürüyerek uzaklaştı. Ayşe’si, yaralı ceylanı geride kalmıştı.

Nihayet köyden dışarı çıkmışlardı. Az sonra yar başına geldiler. Sevdiğiyle buluştukları yar başı. Ayşe’nin korktuğu, kendisininse hoşlandığı yar. “Bu yar beni çok ürkütüyor. Fakat sen yanımda olunca korkularımın hepsi yok oluyor.” diyordu Ayşe’si.  

Yar başındaki koca çınarın yanından geçiyorlardı. Aşklarının tanığı koca çınar. Gölgesinde sevdalarını çınar ağacıağırlayan ulu çınar.

Kimse bilmese de sen biliyorsun gerçekleri ey çınar.  Diye geçirdi içinden.

– Bir su dökeceğim, dedi komutana.

Başıyla “Olur” dedi komutan.

-Şu ağacın arkasına geçeceğim.

-Peki, çabuk ol.

Askerler onu ağacın yanına götürüp arkalarını döndüler.

Memed çınarın arkasına geçti. Son bir kez gökyüzüne baktı. Sabah Güneşi, ışıklarını tüm coşkusuyla Dünya’ya serpiyordu. Yaşam fışkırıyordu kırlar bayırlar. Sevdiceğinin son görüntüsü geldi gözlerinin önüne. Yüreğine dayanılmaz bir sızı çöktü. Son kalan gücünü toplayıp,  arkasına bakmadan koştu. Kısa bir koşudan sonra kendini yardan aşağıya bıraktı. Ne bir çığlık,  ne bir fısıltı.

Bedeni düşerken, yardan beyaz bir martı yükseldi güneşe doğru.                                            

 

 

 

 

 

Yorum Yaz

4 + 7 =